Elimdeki bilgilere göre; dünyanın dönüş hızı yavaşlıyormuş, evrenin genişlediğini biliyoruz, kara delikler de şişiyormuş.
Bir yandan olasılıklar kainatında yaşıyoruz, verdiğimiz vermediğimiz kararlar falan var.
Şimdi.
Bence o vermediğimiz için yaşanmayan kararlar evrende başka bi algı şeysinde katman gibin birikiyor, biriktikçe dünya üzerinde ağırlık yapıyor, hızını yavaşlatıyor. Düşünerek zamana ağırlık yapıyoruz sanki.
Ayrıca bu olası ihtimallerin birikmesi evrenin de genişlemesine sebep olabilir.
Ha nası olabilir, uzaylısı var bunun başka gezegende mikroböceği var, unicornu var.
Onların da derdi var, sevdası var.
Kainatçak biriktirdiğimiz bu verilmeyen tırt kararların, windows mantığıyla bir öğütme sistemi olacağsa ki ying yang mantığıynan olması lazım.
Çöp poşeti karadelikler de oldu sana battal boy.
Sabah sabah kuantum.
Ben bi çay koyucam şimdi.
Eygünler.
Bu blogu sadece hödö insanlar görebilir, diğerleri tıkladığında sayfadaki yazılar görünmez, linkler tıklanmaz olacaktır.
kuantum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuantum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Şubat 2013 Cuma
4 Eylül 2012 Salı
Bi kilo tekno sarıver evlat !
Sevgili yurtdışı zenginleri;
O biliminizle bulduğunuz süper teknolojileri niye
göndermiyonuz lan buraya?
İbnelik yapmasanıza
arkadaşım.
Her şeyi buldunuz orda, bilmiyor muyuz? Filmlerden falan
gösterip koklatmalar, ‘olsa ya lan’ dedirttirip ağzımızın suyunu akıtmalar,
‘sktret bunlar plazmayla oyalansın, hologramı vermeyelim’ ler falan.
Bi grup zengin
misiniz, nesiniz? Kim karar veriyor arkadaşım?
‘Bu şimdi çıksın. Bunu oğlan beğenmiş, bu da 2 yıl sonra çıksın piçliğine’
Böyle mi yapılıyor bu iş? Siz 10 yıl önden gidiyorsunuz, ordan burdan aklı çalışanları topluyorsunuz.
Beyin göçü hesabı, icatlarla mucitlerle keyifler kebap.
Biz ocağın tüpünü değiştirirken siz dokunmatikli ocakta
kırıyordunuz yumurtayı tabi. Biz Nokiaları kulağımıza nası tutucaz diye kasarken
siz afyonlar mayfonlar. Malın biri anlamadı aleti, beceremedi diye geç çıkmış piyasaya
bariz. Herkes ‘oo dokunmalı lan nebçim, hemen gelsin’ derken o ‘millet
beceremez lan bunu, zamanı değil şimdi’
demiştir moralinizi bozmuştur.
Olum yenileyin şu ekibinizi. O adamdan kurtulun bak. Evlat olsa sevilmez. Ayrıca turşusunu mu
kurucaksınız lan, verin işte, bi tur da biz binelim ne var?
Kanser olayını da kabul etmediniz zaten. Biliyoruz olum
işte, bulundu kanserin çaresi. Hatta hapı falan çıkabilirmiş direk istesek. Hayır
siz vermediniz, götünü yırttı türk bilimcisi de buldu ona da çıkarttırmadınız,
adamların diplomalarını falan yok ediyosunuz, bi planlar, bişeyler. Birileri ölümsüzlük de bulundu falan diye sıkıyor bir
yandan. 2045’e kadar geliştirilip 12bin zengine satılıcakmış. Ulan kasıcam
giricem 12bin kişiye, sırf sizi utandırmak için lan. O haberi de saklıyorum zaten, tutucam suratına suratına. Açıcam kolumu
hadi bas ölümsüzlüğü bakalım.
İşiniz gücünüz gaza getirmek, ‘zamanı gelince alıcısı olsun
abi’ numaraları bunlar, her şeyin de farkındayım.
Yapacaksanız çabuk yapın bari gençliğimiz geçiyor. Gerçi ben antik çözümlerle falan zaten ölmüyorum daha 300-500
yıl daha giderim. Size mi kaldım sandınız. Hahay. Yok öyle bişey. Darlamalarım bitmedi daha. Adama zaman
diliminden fırlarım.
Hem insan kardeşinden esirger mi lan? Aynı gezegenin evladı
değil miyiz? Dedelerimiz beraber mamut avına
çıktı, azcık hatır kıymet bilin nankörler.
İlk klonlanan koyunu radyoda duyduğumda 2’ye gidiyordum daha.
Bende ki bekleyişi, heyecanı düşün. Uyuyamadım bi hafta. ‘allaaaah geliyorlar,
kimbilir neler olucak artık’. Bi bok olduğu yok. Geldim 25 yaşına. Ne bi
heyecan ne bişey. Uçan arabalar dolanacaktı kapımda. Hayır, biraz veriyonuz teknolojiyi, biraz çekiyonuz. Geliştik mi, gelişmedik mi belli değil. Ayfonumuz var ama kettle gayet yavaş. Elektrikli ocak var ama duş suyu ya çok soğuk ya çok sıcak.
Tam verin şunları, tam icat edin.
Bak, alttan ısıtmalı bilardo masasını verdiniz mis gibi, semih
saygınerimiz var. Fena mı?
Olacak demek ki, olsa olacak.
Gerçi biz de oturuyoruz aga, genişiz. Misal o atari
salonlarında bi alet vardı hani. Vuruyosun böle yayvan beyaz diske, karşı
tarafın kalesine sokuyosun, mıknatıslı masada oynanıyo falan. O masada böyle
avcunu değdirmeden gezdirirdin, ordan hava çıkardı. Bi hoştu, bi kuul masaydı.
Ama işte harcandı gitti. Zamanının en teknolojik aletiydi lan o. Ne buluşlar
çıkardı ondan. Ama yok işte, taka tuka oynaya oynaya, çoluk çocuğun elinde
ziyan oldu canım sistem. Bi lira bi lira harcadık güzelim bilimi.
Ama ben biliyodum bunların hinlikler peşinde olduğunu.
Lisede anladım. O zamanlar bi
kehanetim vardı, uydurmuştum ama yiyordu. ‘yakında Nokia aynalı telefon yapacakmış,
tıklıycakmışız ayna çıkıcakmış’ diye. Her yerde kitlelerin ne istediğini fısır
fısır yayıyordum ortalığa. Bunu duyan apple hemen ön tarafa da bi kamera koydu
işte. Sonra da 10 yıl bekledi ki böyle herkes ceylana ‘hani nerde enayi’ desin,
inandırıcılık süresi geçsin falan.Herkes dediğimi unuttuğu anda çıkardı piyasaya puşt.
Ama mantığı kaptım, takipteyim. Evleri, duvarları gaste kağıtlarıylan kapladım,
kırmızı kalemle planınızı çözüyorum. Haberler internetler, bilimli post gördüm mü feysbukta
hemen inceliyorum falan. Bir potansiyel olduğu
an, fırk diye atıcam ortaya lafı. ‘şunu buldular ya hani, ondan da bunu
yapmaları lazım, bilimci dediğin yapar’ falan, böyle ufaktan ezerek. Dedikodularım
sayesinde insanlar o teknolojiyi istemeye başlayacak. Arz talep meselesi arkadaşım.
İsteyen varsa çabuk çabuk çıkarmak zorunda kalacaksınız o teknoları meknoları.
Planınızı içten çökertiyorum işte.
Bu hadron çarpıştıran alet mesela, tanrı parçacığı.
Maddenin kütlesinin açıklanması falan.
Şuan ona yoğunlaşmış durumdayım.
Çünkü ilk bilgisayarı düşün, bir oda kadardı, ayı gibi. Bu alet de öyle.
İlk bilgisayar adam gibi bişey yapamıyordu ama çipten falan sonra aldı yürüdü.
Avuç içine sığdı, küçüldükçe becerileri arttı hatta, gayet bireysel oldu, twitli
mivitli sosyal bir tavır aldı.
Bu alet de şuan parçacık çarpıştırıyor, kasış bişey ama o
aletin de avuca sığacak küçüklüğe geldiğini düşün. Bugün atomların kütleleriyle
oynaşıyor, yarın atomları görünmez mi yapacak, havadan atom mu yaratacak napacak? Belki o aletle herkes kendi mobilyasını yapacak
evine, ihtiyaç denen şey ortadan kalkacak. Belki atomları sıkıştırmayı becerecek
alet ve biz arabalarımızı katlayıp cebimize koyucaz. Bugün saçmalık dersin, ama yarın o aletin
çılgın becerileri telefonumuzda bir tuş kadar uzak olacak sadece. Eğer o alet
hava atomuylan oynayıp böyle yalancı gerçeklikler yapabilirse mesela, beni
Breaking Bad dizisine koysun bi bölüm. Takılayım biraz. Gus’ı uyarırım ‘bak
bunlar sana yamuk yapacak’ derim. Atomla
oynaşıyorsak yapacak bi dünya şey çıkar.
O yüzden bu laflar yayılsın.
Uçan araba, portal istiyoruz falan. Yurtdışı da ayağını
denk alsın. Ağlamayana meme yok demek ki. Zenginlerin keyfine kaldıysak ohoo.
Orda burda ilginç bir gelişmeye rastlarsanız hemen sıkın bi
teknoloji, laf yürüsün. Baskı olsun, yapılsın. Kulaktan kulağa’nın gücünü
hafife almayın. Şu teknolojileri adam gibi halka indirelim, bak 20 yıla çağ
atlarız valla yalan yok.
Sonra gelsin kendini süpüren halılar, bireysel kanat
ekipmanı, bitmeyen tuvalet kağıdı. Kim bilir eğer şanslıysak, kendi kendini
dışarı çıkaran çöp poşedi.
Her şey bizim için çünkü.
‘Teknoloji hakkımız, rahat etsin halkımız.
Vermezseniz aleti, görürsünüz laneti.
Uğraşır durursun, kafanı taşlara vurursun.
Kafan yarılır ikiye, maninin geldik sonuna.
Vereceksen ver şunu, canına yandımın gavuru’
NOT: Bütün bunlar
işe yaramazsa, uzayla bağlantıya geçiyorum söz. ‘Piramitleri yapmayı bildiniz, mısırlıyı sevdiğin gibi bizi
de sev uzaylı’ derim.
Beni kırmazlar,
gerilmeyin.
İllüminatide tanıdığım var.
Etiketler:
adilik,
bilim,
illüminati,
kuantum,
semih saygıner,
teknoloji
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Prometheus'a bi öğrenci
Bu Prometheus'u izlediniz mi?
Bir grup eleman hayatın başlangıcını arıyorlar, bi gezegene gidiyorlar, orda uzaylıyı arıycaklar da soracaklar; İnsanı sen mi yaptın? Niye yaptın? Yapanı gördün mü? falan. Uzaylı da sanki ‘buyur otur, her şeyi anlatayım’ diyecekmiş gibi. Uzaylı ya sonuçta medeni olacak. Belki senden benden öküz, bilmiyoruz.
Gerçek şu ki, holivud sikko bir filme daha teyp, kamera harcamış; boşu boşuna kim bilir kaç kere 'ekşın' diye bağarmış. Bir kere senaryoyu kime yazdırdınız allasen. Sete giderken yolda ışıkçının aklına mı geldi? Millon dolar bütçeyi aldık diye başı götü dağıtmışsınız, senaryo yok ortada. Böyle bi mantıksız döngüler, tutarsız karakterler, güdümlenememiş amaç, biçimsiz son. Olmaz bunlar. Saldın kendini holivud, toparlan.
Öncelikle ekip niye 5 kişi. Hayatın anlamını bulmaya, allahına koşmaya gidiyosun; bir avuç adam, bir de robot. Al şunu 60, 70 kişi, nolacağı belli olmaz uzay bu. Ayrıca o elemanlarda tripler ne öyle hiç ilgisiz, biri gavur amelesi 'ben sadece para için burdayım' şekli. Hayır ne işin var o zaman burda. Hem grubun motivasyonunu düşürür o. Biraz grup oyuncuları alıcaksın arkadaşım, azıcık uzayla bilimle ilgilisini seçeceksin. 2 yıl kutunun içinde gidiyonuz, koca organizasyon yapmışsınız, robotun saç boyasını falan almışsınız yanınıza ama mekanik grup fos.
Öbür bir yer bilimci mi ne var, bi boka yaramadı zaten. Valla ben kendi başıma daha faydalı olurdum o gruba, cidden. Yer bilimcisin lan sen; bi taşa bakıcan, inceliycen, merakın olucak yani. Hırtın biri. Herkes para için gelmiş aga, yani alt metin olarak diyor ki ‘ben düşmüşüm hayat derdine, yemişim allahını da’ diyor. Ayrıca belki allah falan çıkmıycak, hadi çıktı diyelim, mısır tanrısı çıkacak belki. O incili kalbine basmalar ne öyle, haçlı kolyeyi okşamalar 'bulucaz onu richard, bulucaz' tripleri. İyi buldun amk, ne diyceksin? Hayır, sanki dilini anlayacakmış gibi, adam gelişmişse gelişmiş, sanane. Ayrıca bi destur demeden inmişsin gezegenime, ne ayaksın belli değil, ne soruna cevap veririm ne bişey. Kovaladığım gibi gemini de arkandan tekmeler atarım uzaya. Ayıptır lan. Geliyorsun mağaramda gezip, taşımı böceğimi götürüyorsun. Oturup bi de muhabbet mi edicektim senle. Hayret bişey. Uzaylıyı da Allah yarattı demiyo mu bide, vur ağzına bi tane. Olum nası bilim bu. Kopar zincirlerini öyle bak uzaya, gezegene. Hiç düşünülmemiş şeylere açık ol falan. Ama yok, düzsün işte. Senle ne sohbeti olabilir uzaylının bu kafayla.
Hele o mağaradaki sorumsuzluk nedir öyle. Mağaraya girdin tamam güzel, cebinden aletini çıkardın süpersin, havayı bi ölçtün, aa oksijen. Hemen ne çıkarıyosun olum kaskını kafadan. Hayır bu nası bilim arkadaşım. Bi de yanındakileri de gaza getiriyo 'çıkarın, çıkarın'. Mahalle baskıcısı puşt. Valla kimse de o kaskımı alamaz başımdan. Bunun mikro-organizması var, mikrobu var, genetiği bozuk böceği var. İlk insan nebçim tedbirli davrana davrana geldi bugünlere, adamdaki genişliğe bak. Ya bugün hayvana bile gel gel diyosun da gelmiyo, nası tedbirli hayvan. İçgüdüleriyle hayatta kalıyo, senin aletin edavatın var, hala hareketlere bak.
Zaten filmde genel bir lakayıtlık hakim her dakka. Bi kere mağarada ekibin bir kısmı mal gibi tırsıp geri dönücez deyip, dönemiyor klasik. Elin mağarasında tutsak kalıyor. Sen içerden kameralarınlan, sesinlen adama umut ışığı olacağına, ‘aman ha bişeyi ellemeyin sabaha kadar bekleyin, alcaz sizi’ diye ekibine destek vereceğine dalga geçip 'birbirinizi dürtmeyin ha gece gece' falan diye espriler patlatıyorsun. Sınırını bil biraz. Gerçi o korkanlar senden beter. Adamın karşısına uzay yılanı, cıva gibi garip yaratık çıkıyor. Yılanı dürtüklüyor lan. Hayır denizanası görüp sudan çıkan bir tipin var senin, besbelli busun işte. Çıkmış zaten yaratık diplerden, o terminatördeki cıva adam gibi, yokluktan oluşmuş gelmiş. Çomakla dürtemezsin. Bi de arkadaşına ‘bak hele bak, hehe mehe’ diye taşak geçemezsin.
Yani bu mallık senin de değil, senaristin işte. Komik karakter yaratmak bu kadar kolay mı lan?
Diğerleri desen garip taştan kafa getirmişler içerden, inceleyelim derken patlamış yeşil yeşil sıvılar her yerde. Yine genişlik, lakayıtlık. Elini yüzünü silip devam edemezsin kurcalamaya. ‘Arkadaşlar bu patladı yenisini bulucaz’ de, bir yeni planını yap. Ayrıca bi şaşır adam gibi, şokunu yaşa. Belki patlattın tanrıyı, al, noldu şimdi? Ağla dur başında, dağlara taşlara bağır elin gezegeninde.
Ayrıca 2 yıl kapsülde geldiniz oraya, eskiden ne güzel çıplak gidilirdi bu yolculuklara, ne öyle sarınmışınız tüllere, nerde doğallık, nerde samimiyet? Yok. Rtüğe kurban gitmiş hep. Bir de gözümden kaçmadı, sırf erkekleri ameliyat eden bir alet yapmışsınız gemiye. yani ormanda doğurabiliyor diye bi cinsiyete bu kadar yüklenilmez, bi yara bandı alaydınız bari. Şileye denize inmiyosun, ışık hızıyla yol geldik o kadar. ‘Gelecekte sadece erkekler önemli olacak’ önermenizi de aynı senaryo özürlü gruba bağlıyorum ayrıca, ‘gelecekten teknolojiler ekleyelim, bilim kurguda lazım’ deyip sıçıp batırmışsınız resmen.
Ayrıca kurgunu milyon dolara yaptırmışın, efektini kepçe kepçe koymuşun da, o ne biçim uzaylı gemisi lan simit gibi. Olum azcık aklınız çalışsın, xrayden içeri bakan uzaylı içi boşluklu alete biner mi, mekândan zarar eder mi lan? Hayır, başı kıçı belirsiz rota almaz o alet. Döne döne ziyan olur uzayda. Tamam kütahya porselen şeklinden kurtulmaya çalışmışsınız evet, çok güzel çıkış noktası ama olmaz. Simite binmez uzaylı. 2 kere 2 dört bu.
Bir de.
Cidden bütün holivuda sesleniyorum. Yani binlerce yıldır filmlerde bir şeyleri birilerinin üstüne düşürdünüz; dev ağaçlar yıkıldı, Eyfel kulesi devrildi, dinazor üzerinize koştu da, bi kaçamadınız lan şunlardan. E dümdüz koşuyonuz çünkü. Yani holivud, sen kuantumla falan uğraşan bir milletin ürünüsün, bir sanatısın. Bak kurban oliyim. Üzerine devasa simit gibi gemi düşüyorsa havadan, dümdüz koşmazsın, bi çapraza gidersin ki ölmeyesin. O ortamda bir robotun kafası çalışıyordu galiba, o da hinlik peşinde. Zaten içirdi mikroplu uzay sıvısını rezil etti koca projeyi. Uzaylıyı buldunuz, dünyayı yok edecekmiş çıktı.
Uzaylının da çok skindeydi afedersin. Ya bu uzaylı niye kendi işine bakmıyor hiç diye düşünürdüm hep, o gezegeni görünce aydım. Adamların meşgalesi yok. O kurak, çorak ortamda naapsın adam; habire dünyayı patlatayım, planlar bir şeyler. Hâlbuki ekiceksin oraya iki sıra domates, bi sıra salatalık, oh. Bağ bahçe ne güzel, uğraş dur. Kafana da koydun mu hasır şapkayı, senden kralı yok be uzaylı.
Ama sana bunları anlatacakları, torba torba gübreyle gelecekleri yerde hala;
‘Niye yaptın? Niye yarattın bizi? Neden? Anlat!’
‘Eeeh yaptıysam yaptım arkadaş, elimizde sıvı vardı indik dünyaya, döktük dereye ordan can çıktı işte. Hücreler falan şeyoldu, ne bilelim yani. Bi deneyelim dedik, insan çıktı. Ne bela oldunuz arkadaş. Yürü işine bak ya. Başka gezegenleri çöz, altın oranı anla, güneş sönünce napıcaksın onu düşün yani. Ne geldin bana musallat oldun. Bu işte. Tamam. Şimdi git namaz mı kılıyosun, mum mu yakıyosun kilisende napıyosan, yürü kendi gezegeninde yap. Bak robot ne güzel duruyo sessiz sessiz yanınızda, hiç bişey diyo mu? Onu da sen yarattın, gelip darlıyo mu seni, ‘beni niye yarattın?’ diye sabah akşam uyluyo mu? Robot çok mu lazımdı? Yook. Yapabiliyodunuz yaptınız işte. Bizim elimizden de bu geldi, yaptık.
Hadi herkes gezegenine arkadaş. Şov bitti. Uzaylıyı da buldunuz, gördünüz, bu işte. Hepinizden de yakışıklı, karizmalı, boylu boslu.
İyi taam hadi patlatmıyorum da gezegeninizi korkmayın. bişey yok. Taam hepinizi de cennete aldım taam. Yaşa sonsuza kadar. Gidin anlatın şimdi, konfetiler falan. Ben bakıyorum burdan, bin gemine uç. 2 yılda geldin zaten. Olum ömrünüze yazık değil mi lan? İnemediniz zaten kocaman ovaya, bi saat dolandınız havada gördük. Gelişince gelirsiniz hadi. Olaysız dağılın şimdi. Kafa açtınız akşam akşam.’
Bir grup eleman hayatın başlangıcını arıyorlar, bi gezegene gidiyorlar, orda uzaylıyı arıycaklar da soracaklar; İnsanı sen mi yaptın? Niye yaptın? Yapanı gördün mü? falan. Uzaylı da sanki ‘buyur otur, her şeyi anlatayım’ diyecekmiş gibi. Uzaylı ya sonuçta medeni olacak. Belki senden benden öküz, bilmiyoruz.
Gerçek şu ki, holivud sikko bir filme daha teyp, kamera harcamış; boşu boşuna kim bilir kaç kere 'ekşın' diye bağarmış. Bir kere senaryoyu kime yazdırdınız allasen. Sete giderken yolda ışıkçının aklına mı geldi? Millon dolar bütçeyi aldık diye başı götü dağıtmışsınız, senaryo yok ortada. Böyle bi mantıksız döngüler, tutarsız karakterler, güdümlenememiş amaç, biçimsiz son. Olmaz bunlar. Saldın kendini holivud, toparlan.
Öncelikle ekip niye 5 kişi. Hayatın anlamını bulmaya, allahına koşmaya gidiyosun; bir avuç adam, bir de robot. Al şunu 60, 70 kişi, nolacağı belli olmaz uzay bu. Ayrıca o elemanlarda tripler ne öyle hiç ilgisiz, biri gavur amelesi 'ben sadece para için burdayım' şekli. Hayır ne işin var o zaman burda. Hem grubun motivasyonunu düşürür o. Biraz grup oyuncuları alıcaksın arkadaşım, azıcık uzayla bilimle ilgilisini seçeceksin. 2 yıl kutunun içinde gidiyonuz, koca organizasyon yapmışsınız, robotun saç boyasını falan almışsınız yanınıza ama mekanik grup fos.
Öbür bir yer bilimci mi ne var, bi boka yaramadı zaten. Valla ben kendi başıma daha faydalı olurdum o gruba, cidden. Yer bilimcisin lan sen; bi taşa bakıcan, inceliycen, merakın olucak yani. Hırtın biri. Herkes para için gelmiş aga, yani alt metin olarak diyor ki ‘ben düşmüşüm hayat derdine, yemişim allahını da’ diyor. Ayrıca belki allah falan çıkmıycak, hadi çıktı diyelim, mısır tanrısı çıkacak belki. O incili kalbine basmalar ne öyle, haçlı kolyeyi okşamalar 'bulucaz onu richard, bulucaz' tripleri. İyi buldun amk, ne diyceksin? Hayır, sanki dilini anlayacakmış gibi, adam gelişmişse gelişmiş, sanane. Ayrıca bi destur demeden inmişsin gezegenime, ne ayaksın belli değil, ne soruna cevap veririm ne bişey. Kovaladığım gibi gemini de arkandan tekmeler atarım uzaya. Ayıptır lan. Geliyorsun mağaramda gezip, taşımı böceğimi götürüyorsun. Oturup bi de muhabbet mi edicektim senle. Hayret bişey. Uzaylıyı da Allah yarattı demiyo mu bide, vur ağzına bi tane. Olum nası bilim bu. Kopar zincirlerini öyle bak uzaya, gezegene. Hiç düşünülmemiş şeylere açık ol falan. Ama yok, düzsün işte. Senle ne sohbeti olabilir uzaylının bu kafayla.
Hele o mağaradaki sorumsuzluk nedir öyle. Mağaraya girdin tamam güzel, cebinden aletini çıkardın süpersin, havayı bi ölçtün, aa oksijen. Hemen ne çıkarıyosun olum kaskını kafadan. Hayır bu nası bilim arkadaşım. Bi de yanındakileri de gaza getiriyo 'çıkarın, çıkarın'. Mahalle baskıcısı puşt. Valla kimse de o kaskımı alamaz başımdan. Bunun mikro-organizması var, mikrobu var, genetiği bozuk böceği var. İlk insan nebçim tedbirli davrana davrana geldi bugünlere, adamdaki genişliğe bak. Ya bugün hayvana bile gel gel diyosun da gelmiyo, nası tedbirli hayvan. İçgüdüleriyle hayatta kalıyo, senin aletin edavatın var, hala hareketlere bak.
Zaten filmde genel bir lakayıtlık hakim her dakka. Bi kere mağarada ekibin bir kısmı mal gibi tırsıp geri dönücez deyip, dönemiyor klasik. Elin mağarasında tutsak kalıyor. Sen içerden kameralarınlan, sesinlen adama umut ışığı olacağına, ‘aman ha bişeyi ellemeyin sabaha kadar bekleyin, alcaz sizi’ diye ekibine destek vereceğine dalga geçip 'birbirinizi dürtmeyin ha gece gece' falan diye espriler patlatıyorsun. Sınırını bil biraz. Gerçi o korkanlar senden beter. Adamın karşısına uzay yılanı, cıva gibi garip yaratık çıkıyor. Yılanı dürtüklüyor lan. Hayır denizanası görüp sudan çıkan bir tipin var senin, besbelli busun işte. Çıkmış zaten yaratık diplerden, o terminatördeki cıva adam gibi, yokluktan oluşmuş gelmiş. Çomakla dürtemezsin. Bi de arkadaşına ‘bak hele bak, hehe mehe’ diye taşak geçemezsin.
Yani bu mallık senin de değil, senaristin işte. Komik karakter yaratmak bu kadar kolay mı lan?
Diğerleri desen garip taştan kafa getirmişler içerden, inceleyelim derken patlamış yeşil yeşil sıvılar her yerde. Yine genişlik, lakayıtlık. Elini yüzünü silip devam edemezsin kurcalamaya. ‘Arkadaşlar bu patladı yenisini bulucaz’ de, bir yeni planını yap. Ayrıca bi şaşır adam gibi, şokunu yaşa. Belki patlattın tanrıyı, al, noldu şimdi? Ağla dur başında, dağlara taşlara bağır elin gezegeninde.
Ayrıca 2 yıl kapsülde geldiniz oraya, eskiden ne güzel çıplak gidilirdi bu yolculuklara, ne öyle sarınmışınız tüllere, nerde doğallık, nerde samimiyet? Yok. Rtüğe kurban gitmiş hep. Bir de gözümden kaçmadı, sırf erkekleri ameliyat eden bir alet yapmışsınız gemiye. yani ormanda doğurabiliyor diye bi cinsiyete bu kadar yüklenilmez, bi yara bandı alaydınız bari. Şileye denize inmiyosun, ışık hızıyla yol geldik o kadar. ‘Gelecekte sadece erkekler önemli olacak’ önermenizi de aynı senaryo özürlü gruba bağlıyorum ayrıca, ‘gelecekten teknolojiler ekleyelim, bilim kurguda lazım’ deyip sıçıp batırmışsınız resmen.
Ayrıca kurgunu milyon dolara yaptırmışın, efektini kepçe kepçe koymuşun da, o ne biçim uzaylı gemisi lan simit gibi. Olum azcık aklınız çalışsın, xrayden içeri bakan uzaylı içi boşluklu alete biner mi, mekândan zarar eder mi lan? Hayır, başı kıçı belirsiz rota almaz o alet. Döne döne ziyan olur uzayda. Tamam kütahya porselen şeklinden kurtulmaya çalışmışsınız evet, çok güzel çıkış noktası ama olmaz. Simite binmez uzaylı. 2 kere 2 dört bu.
Bir de.
Cidden bütün holivuda sesleniyorum. Yani binlerce yıldır filmlerde bir şeyleri birilerinin üstüne düşürdünüz; dev ağaçlar yıkıldı, Eyfel kulesi devrildi, dinazor üzerinize koştu da, bi kaçamadınız lan şunlardan. E dümdüz koşuyonuz çünkü. Yani holivud, sen kuantumla falan uğraşan bir milletin ürünüsün, bir sanatısın. Bak kurban oliyim. Üzerine devasa simit gibi gemi düşüyorsa havadan, dümdüz koşmazsın, bi çapraza gidersin ki ölmeyesin. O ortamda bir robotun kafası çalışıyordu galiba, o da hinlik peşinde. Zaten içirdi mikroplu uzay sıvısını rezil etti koca projeyi. Uzaylıyı buldunuz, dünyayı yok edecekmiş çıktı.
Uzaylının da çok skindeydi afedersin. Ya bu uzaylı niye kendi işine bakmıyor hiç diye düşünürdüm hep, o gezegeni görünce aydım. Adamların meşgalesi yok. O kurak, çorak ortamda naapsın adam; habire dünyayı patlatayım, planlar bir şeyler. Hâlbuki ekiceksin oraya iki sıra domates, bi sıra salatalık, oh. Bağ bahçe ne güzel, uğraş dur. Kafana da koydun mu hasır şapkayı, senden kralı yok be uzaylı.
Ama sana bunları anlatacakları, torba torba gübreyle gelecekleri yerde hala;
‘Niye yaptın? Niye yarattın bizi? Neden? Anlat!’
‘Eeeh yaptıysam yaptım arkadaş, elimizde sıvı vardı indik dünyaya, döktük dereye ordan can çıktı işte. Hücreler falan şeyoldu, ne bilelim yani. Bi deneyelim dedik, insan çıktı. Ne bela oldunuz arkadaş. Yürü işine bak ya. Başka gezegenleri çöz, altın oranı anla, güneş sönünce napıcaksın onu düşün yani. Ne geldin bana musallat oldun. Bu işte. Tamam. Şimdi git namaz mı kılıyosun, mum mu yakıyosun kilisende napıyosan, yürü kendi gezegeninde yap. Bak robot ne güzel duruyo sessiz sessiz yanınızda, hiç bişey diyo mu? Onu da sen yarattın, gelip darlıyo mu seni, ‘beni niye yarattın?’ diye sabah akşam uyluyo mu? Robot çok mu lazımdı? Yook. Yapabiliyodunuz yaptınız işte. Bizim elimizden de bu geldi, yaptık.
Hadi herkes gezegenine arkadaş. Şov bitti. Uzaylıyı da buldunuz, gördünüz, bu işte. Hepinizden de yakışıklı, karizmalı, boylu boslu.
İyi taam hadi patlatmıyorum da gezegeninizi korkmayın. bişey yok. Taam hepinizi de cennete aldım taam. Yaşa sonsuza kadar. Gidin anlatın şimdi, konfetiler falan. Ben bakıyorum burdan, bin gemine uç. 2 yılda geldin zaten. Olum ömrünüze yazık değil mi lan? İnemediniz zaten kocaman ovaya, bi saat dolandınız havada gördük. Gelişince gelirsiniz hadi. Olaysız dağılın şimdi. Kafa açtınız akşam akşam.’
Etiketler:
bilim,
ceylan eren,
dünya,
hayat,
hollywood,
kuantum,
mitoloji,
prometheus,
sor beni ustana,
uzay
12 Haziran 2012 Salı
Buralar sizi de çok baymadı mı?
Sıcakları demiyorum,
hayvan gibi sıcak ama geç onu. Başka türlü bir şey var.
Bir kere her şey yasak
lan, bu nası iş?
Hani yarısı hapse sokan yasaklar,
yarısı da tam adı konmamış ama adabı-muaşeret yasakları, bir kısmı da yasak
değil ama yaparsan ayıp falan.
Bir kısım insan da bir mutluluk bulutu içinde, ‘dünya negzel ilerledi, insanlık ne
süper, canım ülkem ne müthiş’ falan şekli yaşıyor, ilerde o buluta
binip cennete yol alacak falan.
Tamam.
Tamam arkadaşım.
Yaşa kafana göre, bütün
millet onaylıyor seni zaten, paşasın.
Ama diğerleri? Ben ve
benim gibiler?
Bir takım kuralları mal
bulan kimseler napacak?
Sıkıntısız yaşamak
isteyen, soran sorgulayan, hayat derdine ‘yeter lan’ çekip, kendine yönelmek
için yer ve zaman arayanlar nolacak? Kişisel becerilerimiz kurudu gitti
lan, o kadar spermi geçmenin büyüsü kaçtı.
Ben derim ki, gelin.
Gelin adada yaşayalım.
Heybeli ada falan değil,
cidden ada satın alıp oraya mı taşınsak?
Geçen gazetede vardı,
kelepir ada satıyorlarmış. Yunan adaları, 200-300 milyar falan. ulan dedim,
kadıköy'de 2+1 fiyatına çok net ada bu.keçisiyle maymunuyla ne bileyim yeşil
muzuyla, zehirli böğürtleniyle, cangıl* işte.
Alınır lan dedim
içimden, benle gelmek isteyen de gelir.
Orda yaşarız,
istediğimiz kadar teknolojiyi de getiririz.
Zamanında insanın doğaya
hükmettiği gibi, biz de orda medeniyete hükmederiz.
Yalnız girişte sınav
var, kapıya masamı koyarım, sınavımı yaparım.
Aranan özellikler; sorup
soruşturan, bu sordukları yüzünden medeniyete kıl olan, yaşadığı yerde
medeniyet sanılan şeylere hele ifrit olan, arkadaş tartışmalarında 'skicem böyle
memleketi ha' laflarını bol bol kullanan, düşündükçe kafasını başını yiyen
kimseler. Dini, dili, ırkı yok, kafasına göre, takılan, sigarası alkolü olan,
hayvanı doğayı seven, sohbeti keyifli ve kendince yetenekli süpersonik
insanlar.
He, ugandadan eleman
alımı var mı mesela? Var. Nerden geliyosan gel kanka, burda fikir birliği
peşindeyiz, raadol.
Sınavda bir soru
sorulacak, soruya soruyla cevap vermeniz gerek, sistem bu. Ne kadar
uzatabilirsek. Böylelikle sorgulama kapasitenizin bir haritasını çıkarmış olucam.
Görüldüğü üzere patron
benim; ama içimdeki Hulusi Kentmen sayesinde korkacak bir şey
yok. İç işlerimde bağımsız, dış işlerimde yunana bağlı olurum.
Dıştan kaçmışım zaten, pek bir dış işim yok. Paşa gibi Avrupa birliği, daha da
bizimkiler didinip dursunlar. Adaya adım attığımız an bi kere, serbestliklerden
serbestlik beğenelim. Çünkü tanrı şahidimdir hiçbir şeyde sınır olmayacak.
Konuşur anlaşırız. Ben zaten ne diktatörlükten, ne krallıktan, ne demokrasiden
hoşlanıyorum. İnsan yaratığına uygun bulmuyorum hiç. Krallık bazen sempatik
geliyor ama, dedemin lafıdır, bilmediğin işe girme der, o triplerin de alemi
yok şimdi. Ben de sizle bir takılıcam zaten ama işte bir sıkıntınız olduğunda
danışmanlığınızı yaparım, ne biliyim kavgaları ayırırım, balığı paylaştırırım
falan. Zaten her yaptığımı mantığıyla açıklamak âdetimdir. Soru işareti
bırakmam kafada yani, sıkıntı olmaz. Geçen direkt şu örnek konuşuldu hatta;
misal adamın eşeği senin hıyarını mı yedi, sen de bin herifin eşeğine 3-5 tur
at. Yani adalet böyle olmalı. Hatalı tarafa ceza vereceğine, mağdur tarafa ödül
verilsin arkadaş. Ödül almak gayet de cezalandırılma korkusundan daha motive
edici bişey zaten.Temel nokta, fayda. Ortak nokta barış. Zaten senin benim
yapmayız, aynı kafada insanlarız dedik, baştan rahatız.
Biraz şamanik bir bakış
açısını da işlemek istiyorum ayrıca.
Yakınlaşıcaz doğaya,
akşamleyin bağdaş kurup denizin kokusunu duyucaz, bi sesini dinliycez. Arada
dikkat kesilicez doğaya, böceğini hayvanını tanıyacaz ki, o da bizim
oradaki varlığımıza alışacak, biz de ona.
Bence bu medeniyeti terk
etmek değil zaten, konseptini değiştirmek.
Ve bence doğaya
yaklaştığı için insana en uyumlu.
Ayrıca insanları
ırklara, milletlere göre gruplamak, ülkeleştirmek bir işe yaramadı. Görüyorsun.
Yani insanlar o milletten olduğu için gurur duyuyor falan, sen mi seçtin o
milleti? Senin başarın mı bu? Değil. Oraya doğdun ulan. Orda denk geldin diye,
böbürleniyorsun. Çok saçma. Hâlbuki benim sistemimde doğum yeri, rengi değil,
düşünceleri aynı olanlar bir arada yaşayacak. Bi kur kafanda, çoğu şeyde
anlaşıyorsun insanlarla, kafan benzer, ortak olan şeyi seçmişsin. Ve kendi
düşüncen olduğu için de istediğin kadar gurur duy. Canla başla savaşırım
lan. Fikirlerine tutunduğum yere, insanlara daha bi bağlanırım.
Bu mantığı çözebilen
gelsin diyorum o yüzden. Çözemeyene de sabırlar diliyorum. Bir gün o siyah
kravatlarınızla kendinizi avizeye asmış olabilirsiniz, zira gidişat baya
sıkıntılı. Psikolog ücretlerinden hesap edebiliriz durumu.
Ayrıca yunan
yeri mitolojik bir mekândır. Zamanında Zeus uğramıştır, Afrodit
soyunmuştur. Belli olmaz Pan* falan oranın ormanında geziyordur belki. Ben
görmek isterim şahsen, gelsin bi çayımızı içsin. Ayrıca sahile yayılırız, uzay
manzarası olur mis gibi. Gece ateşin etrafında, coconatımızı yiyelim, deniz
kabuğundan suyumuzu içelim, balığımızı didileyelim. Pan düdüğünü çalsın,
şarkılar türküler ooh, hayat bu işte, yalansa yalan de.
Eski kasetler meydana
çıksın kesinlikle. Mançoloji, fasıl müzikleri ve 'yabancı karışık' adı altında
etiketlenmiş bütün kasetleri istiyorum. maykıl ceksın, slipknot ve 90'lar da
olmalı, konsept olarak tamtamcılar falan da olsun, yamyam müziği kasarız. Bir
de ibrahim tatlıses'in 'o sole mio' vidyosunu ve 'bir kulunu çok sevdim'li
kasetini getirebilirsiniz. 'nankör kedi'liyi de getirin, söyleriz onları.
Film olarak da Godard ve
Nuri Bilge Ceylan filmleri haricinde her şey olur. Mis gibi ada ortamında mal
etmesin şimdi. Ya da iyi lan tamam hadi, onları da getirin. Hayvan gibi
muhabbet çıkıyor. ‘Uzak’ filmi üzerine geliştirdiğim bi içki oyunu var, onu da
oynarız, çok fena.
Hayal ettim mesela;
böyle sahilde yürüyorum, ayağıma hiç bişey batmıyor, bu kısım çok ilginç, hep
temiz çünkü sahil. Siz kah kah gülüyorsunuz yine müthiş bir gece olmuş, kızlar
ilkokul ödevleri kadar kolay, ve muhabbetimiz kusursuz. Böyle ellerimi cebime
koyuyorum, cebim boş. En güzel kısım işte. Param yok. He biraz bozukluk
olabilir. Onları da köpek balığına atıyorum, hayvana siktir çekme aracı olarak
kullanıyorum. müthiş.
Hem herşeyi bırak, coni
dep’in de adası var. ‘senin yolun yolmuş coni’ deriz. Hatta rica ederiz
açılışımızı yapsın, kırmızı kurdeleyi kessin. Arada bir ziyaretimize gelsin, tavla
atarız. Korsanlık anılarını dinler, ‘hahaha coni, yu ar fantastic’ deriz.
Coni’nin annesi de adadaysa ona hürmeten sigara
böreği, dolma, törkiş dilayt götürürüz. Adamlar sabanan kaç çeşit peynir
koyuyor sofraya, altta kalınmaz. Biz de her akşam ananas, muz yemiycez tabi ki,
birtakım teknolojileri götürüyoruz yanımızda, eziyete gitmedik.
Bu yüzden de, adada
dünyanın en eski 5 mesleğine ihtiyacımız olacak.
Marangozluk, tarımcılık,
balıkçılık, mühendislik, elektrik-elektronik. Özellikle marangozluk çok lazım,
ama 12 tane cücenin becerdiği şeyi hayli hayli öğreniriz gibi zaten.
Ekstra olarak, bir ahçı,
bir şaman, bir dövüş sanatları uzmanı, bir ağdacı ve bir kuantum operatörü
olmalı. Sıkılmayalım yani gelişelim bir yandan, milyonlarca kitap getiricez ama
o da bir yere kadar.
Misal lezzetli yemekler
yiyelim derim ben, yapmayı da öğrenelim.
Ya da marşıl arts*
öğrensek fena mı? Bir kung fu felsefesiyle şamanizmi birleştirince kim bilir
neler olacak.
Ayrıca bilimin dibine
inmiş bir insana soracaklarım var benim. Alsın teleskobunu, uzay maketini
gelsin.
Ağdacı zaten almazsak 2
bilemedin 3 ay içerisinde kimse kalmaz adada, ‘run for your lives’ yaşanır. Siz
kız cinsini son 2000 yıldır biliyorsunuz, git geriye, git bıçağın icadından
önceye bak bakalım, ne görüyorsun. Bir şey göremezsin işte. Anladın mı?
Derinlerde aranırsın, ve bir adaya bir cangıl yeter, emin ol. O yüzden ağdacı
canımız ciğerimizdir. Yangında ilk kurtarılacaktır.
Yılda iki kere falan da
şehre gidilir bakılır, yeni bir teknoloji gelmiş mi? adamızda kurgulamak
isteyeceğimiz bir şey var mı, yeni katılımlar falan sonra kimse kafa şişirmeden
bineriz botumuza döneriz geri.
Ve bir gün adayı terk
edip geri dönmek istersek, hepimiz birbirimizden ilgi alanımıza göre hayvan
gibi eğitim almış olucaz; dalmayı öğreniriz, muhabbetlerde yeni teoriler
üretiriz, yemek yapmayı, dövüşmeyi, müzik aletleri çalmayı öğreniriz. Dil bile
öğreniriz lan. Kim kime öğrettiyse kendi eliyle bir de sertifika hazırlayıp
versin. Ülke değil miyim arkadaşım? Al setfikia işte, zaten Türkiye’de kimse
sormaz, rahat olun. Gidin sergileyin işinizi, sanatınızı.
Hem de hepsini süper
eğlenerek kasmadan yapmış olucaz.
Ayrıca 200 kişilik
kenetlenmiş bir grup insan, hayvan gibi çevre işte.
Hapishanede böyle bağ
kuramazsın yemin ederim.
NOT:
Ayrıca adada icat etmek
istediğim bir şey de var.
BURUKA.
Evet. O şarkıdaki alet
işte, ‘hangi kapıyı çalsammm, karşımda burukacıııı’
Tamam, biliyorum kapı
kapı dolaşan bir burukacı yokmuş ortada, öyle bir alette yokmuş, yıllarca
yanlış anlamışım ben. Ama hep Türkçecilerin suçu, kelimeyi çıkarıp koyunca
anlam bozulmadı ben napiyim?
Ki bence şansı var o
aletin. Böyle flüt gibi ya da yaylı gibi karışıklı bir alet, üzgün müzikler
çalıyor, kalpleri buruyor. Ve o yüzden de adı burukacı işte!
Bence malum oldu bu alet
bana, kuantum kapılarından geçerek kulağıma fısıldandı. Hatta belki de sırf bu
aleti yapabilecek adamların peşine düşmek için kurguladım bu ada planını. Her
ayrıntısına kadar hesapladım, gizliden yanlarınıza yanaşıp ada sohbetlerinde
burukayla ilgili bilgiler toplıycam. Ve Bir gece çalıların arasında gizli gizli
icat edicem onu. Gözümden yaşlar süzülerek ilk ezgileri çalmaya başladığım ve
yanlış anladığım o buraka’dan ilk sesi çıkardığımda, artık ben yanlış anlamış
olmıycam. Haha.
Dünya eksik olmuş
olacak. Her şeyi mümkün kılarak, utandırıcam onu.
Ve geleceği değil,
geçmişi değiştiren ilk icadı gerçekleştirmiş olucam. marty mc fly* gibi geçmişi
kurcaladığım için evren değişecek, olasılıklar birbirine girecek, durduğum
yerden tüm gezegeni bir karadeliğe de sürükleyebilirim, bilmiyoruz.
Ama yanlış kişiye
bulaştın dünya ve yanlış kişiyi sınadın evrensel bilgi.
İn your face, tüm
kozmoz
İn your face.
-bilinmeyen kelimeler-
Marşıl arts: dövüş
sanatları
Pan: kırların keçi
ayaklı tanrısı. Flüdüyle inanılmaz melodiler çalan, hayvani güdülerin tanrısı.
Cangıl: orman
marty mc fly: ‘geleceğe
dönüş’ filminde, geleceğe dönen kişi.
in your face: al sana!
(suratına vururum anlamında)
12 Ocak 2012 Perşembe
Bence çok mantıklı: 'Masa Teorisi'
Masa teorimi anlamanız
için, size kuantum denen müthiş şeyi kendi sistemimle anlatıcam şimdi. Korkacak
bir şey yok, başlıyorum.
Şimdi kuantum çok acayip. Bunu bil bir
kere. Öyle yer çekimi gibi, dünya yuvarlakmış gibi kabul etmesi kolay değil,
insanın beyni dönüyor valla.
Şimdi. Peygamber sabrına sahip bilim
adamlarımız; sabahtan akşama kadar atomu inceliyorlar tamam mı? Einstein
‘4. boyut zamandır’ deyince atomun dibine kadar baktılar. Ama bişey
bulamadılar çünkü içi boş çıktı. Atomun % 99’u boş yani. O boşlukta bir enerji
buldular ama nedir ne değildir ölçüp biçiyorlar işte. Bir de deney yaptılar,
çift yarık deneyi. Atomu yolluyorlar bir yarıktan içeri, ne şekil çizecek diye;
biz bakınca başka şekil çiziyor, bakmayınca başka. Yani incelemeye kalktığında
başka davranıyor atom, piç anlıyo mudur nedir, bir garip. Ama ona bakışımızdan
etkileniyor işte bir şekilde. Hatta nasıl baktığımızdan bile!
Bak hatırlarsın, yılların deneyi vardır.
Adam suya her gün ‘seni seviyorum’ demiş, su kristalleri güzelleşmiş. 'Allah
belanı versin’ demiş, kristaller tipsizleşmiş. İşte o deneyi de bağrına bastı
kuantum. ‘demek ki, su atomları da bu düşüncenin niyetinden etkilendi’ dedi.
Her şey bilimde yerine oturmaya başladı.
Tibetli rahiplerin binlerce yıl önceki
‘önce istemek ve niyet gereklidir, düşünceyle her şey olur’ triplerine gülüp
geçiyorduk. Bir anda dünya bilimi, ölçüp biçtikleri atomun
davranışlarını anlamaya başladı ve ‘hasktir adamlar bişeyleri (nasıl olduysa)
daha adam gibi bilim bile yokken anlayıp fikirler üretmişler’ deyip, gözlerini
doğuya çevirdiler.
Atomun bu sayko davranışı başka
mantıklarla falan test edilince, bir dünya şey sapır sapır kanıtlandı tabi.
Başka paralel evrenlerin varlığı, zamanın tek boyutlu olmadığı, başka
boyutlarda başka zamanlarda, başka bizler olma ihtimali falan. Yani
farklı bir yerde ben şuan belki de çok zenginim. Belki de aranızda beşer milyon
toplayıp bana verdiniz. Olasılıklar sonsuz. En dandik paralel buysa baya sinir
olurum gerçi. Düşünsene milyonlarca alternatif var, aklı yürür adamın.
Ayrıca, biz de atomuz, full hem de.
Beynimiz atom, ciğerlerimiz, her yerimiz atom. Ve onlar da bakışlardan sürekli
olarak etkileniyorlar. Aynada kendine bakıyorsun mesela, ‘çirkinsin’
diyosan sıçtın. Etkileniyor kaşın gözün yapma bunu. Bu sefer başlıyor iyice
kırışmaya. ‘götüm kocaman’ diyosan eyvah bütün yağlar oraya yığılmaya başlıyor.
Hepsinin içinde can var o atomların ‘süperim’ diceksin, dedikçe atomlar
keyiflenecek. Oh diycek. Sen ona neşe verdikçe o daha da güzelleşecek. Yılların
‘sev kendini, sev kendini’ dedikleri buymuş işte.
Hadi kendi bakışını geç, milletin bize
bakışları n’olacak? İyi niyetinden de kötü niyetinden de
etkileniyoruz hep. Hani böyle okula girersin, yirigöt karının biri gelir ağzını
yavşata yavşata ‘ay bugün çok kötü görünüyosuğn noğolduuu?’ diye sorar. Hani
hiç bi bok olmamışken moralin bozulur da harbiden günün kötü geçer ya. İşte o puşt
atomlarını bozdu senin orda ‘üzüldük la’ dedi buruldu atomlar. Daha beter
şeyleri çekti üstüne. Uzak durucan öyle adamdan da karıdan da. Habire şikayet
edenden de uzaklaş. Sıkıntı hep bunlar valla uğraştırırlar adamı. Nazar boncuğu
geleneğinin temelleri de buradan zaten. Tibetli rahip kendince bir şeyler
bulduysa daha bilimlerden önce, bizim de şaman’ımız var evelallah o da bir
şekilde doğayla falan yakınlaşıp bunu bulmuş. O bakıştan korunalım diye
çıkarmış. Korur mu korumaz mı garantisi yok, ama etkilendiğimiz net artık. Her
şey de böyle çılgıncasına birbirine bağlı işte.
Bir de düşüncenin temel maddesini falan
bulmaya kasıyor adamlar, neyden oluşuyodur diye. Hatta daha da ileri gidip her
şey ve herkes titreşimdir diyen var. O %1 kütleyi de saymıyor bazısı, öz denen
şey madde değil titreşimdir diyen, kuantumu da skip atan başka bir teori var
mesela. Bilim aldı yürüdü yemin ederim, ben hala lisede palangalar da kalmışım
resmen.
Ya nasıl bişey bu düşünsene; %99u boş! E
ben kolumu falan tutuyorum gayet katıyım yani, hiç öyle boş falan değilim. ‘Boşsun’
diyor adam. Hatta ‘nerdeyse yoksun’ diyor. Ve mesela atomlar birbirine asla
değemezmiş aradaki kuvvetten dolayı. Yani adam ‘hiçbir şeye dokunmadın hayatın
boyunca’ diyor, bardağa kaleme hiç değmedin. Hepsini bilimle çatır çatır
kanıtlaya kanıtlaya diyor bide kaçamazsın da bundan. Ben de şuan
klavyenin tuşlarına değmiyorum mesela. Dokunma anındaki hislerin hepsinin
beynimizde düşünce olarak oluştuğunu söylüyorlar. Biri yumruk attığında
duyduğun acı mesela aslında yok. Hani böyle bazen öyle sinirlenirsin ki gözün
görmez hiçbir şeyi, anana babana laf ederler falan dayak yersin hissetmesin,
ağızlarına sıçarsın da kavga bitince bir anda gelir acısı, algılayınca gelir.
Veya böyle çok kritik bir anda kurşun yiyip acısını duymadan devam eden
askerler vardır, aynı mantık. Ha hatta Osmanlı’da bir adam vardı. Normalde
kaldıramayacağı bir gülleyi kaldırıp topa sürmüş de, düşman gemiyi vurmuş
indirmiş savaşta. Nasıl yaptın demişler ‘bilmiyorum ki bir anda oldu’ demiş,
sonradan yapamamış. İşte kuantum field*’da dolaştı o adam, bir an fizik
kuralları işlemedi o adama.
İşte onlar zaten hiç yok diyor kuantum.
Sen kafanda ona şartlandığın için var diyor, bütün zorluklar. Valla babam ‘her şey
kafada biter kızım’ derdi de bu kadar beklemiyorduk be bilim.
Hala her kısmını kafam almasa da bilimin
sonunda eğlenceli bir şeyler çıkarmaya başladığına çok mutluyum. Baksana adam
başka paraleller falan diyor. Gayet süper bunlar. İyi ki yetiştik şu günlere.
Hiç ölmek istemiyorum inanır mısın? Hayır, ‘hepimiz ölsek tamam da, bi ben
ölünce çok sinir’ demişti bir arkadaş valla doğru. Ben ölünce bilim daha süper
şeyler bulacak, onlara hiç bakamıycam o çok gıcık. Ama ölmiycem bak ben, kesin,
görürsünüz. Her gün aynada atomlarıma gaz veriyorum canlarım benim diyorum. Zaten
araştırdım baktım, antik şamanik garip yöntemler biriktiriyorum falan. Şöyle
1000 yıl daha yaşarım kesin. Gerekirse Tibet’e kadar gider, öğrenirim.
Gelelim masa teorisine;
Ben bunları öğrendim,
ve düşünerek, bilinçli bir şekilde masaya dönüşebileceğimizi buldum.
Madem atom benim bakışımdan etkileniyor. Düşündüğüm şeyin titreşimini
değiştirebiliyorum. O zaman düşünerek masaya dönüşürüm dedim. E nasılsa her
yerim atom yani özü aynı şey, biliyoruz. O atomların bir kısmı beyin, bir kısmı
akciğer olarak çalışmasın, direk hepsini düşüneyim böyle kitleneyim, masa
atomuna çevireyim hepsini. Madem esas olan şey madde değilmiş, içindeki
boşluktaki şeymiş. Titrettireyim boşluğumu dönüşeyim masaya. İletişimimizi
kuvvetlendiricez atomlarımızla sadece, dilinden anlar hale gelince de hop,
masa! Neden masa, neden bir armut değil derseniz. Bilmiyorum bi insanın
dönüşebileceği en imkânsız şey masaymış gibi geldi ondan. Bir de kuantum
desenli masa örtüsü alırım kendime, mis. Olur bence niye olmasın ki. Her türlü
fizik kuralına uygun bu şu an. Kanıtlanmış edilmiş, bilim arkamda aslanlar
gibi.
Bak gülüyorsunuz da olacak bunlar
hep, shapeshift* partileri yapıcaz. Ben 1000 yıl falan yaşayacağım
için katılıcam hepsine. Kimisi peçete olup gelecek, kimisi mandalina, ben kalemtıraş
olucam mesela. Çok eğlenicez valla bak. Dediydi dersiniz.
Bu konuda gördüğüm en harika belgeselin
linkini de veriyorum. ‘Ne biliyoruz ki?’ diye çevrilmiş. Aslı ‘what the bleep
do we know?’ http://www.youtube.com/watch?v=OtCQHuEh6GI
O ‘atom biz bakınca başka davranıyormuş’u
kanıtladıkları çift yarık deneyi de burada:
http://www.youtube.com/watch?v=q3H7wR_IR3w
Kuantum’un ne kadar efsane bir şey
olduğunu anlatıyor hepsi, fazlasıyla sade ve net. Televizyonda ne izliyorsun
deyince ‘hep belgesel.. ’ demeyi biliyorsunuz, al izle işte mis gibi.
Bilinmeyen kelimeler*;
Shapeshift: Vücuden şekil değiştirme (Harry potter’dan
hatırla )
Kuantum field: Kuantum çılgınlıklarının
olabildiği boyutumsu alan.
Etiketler:
atom,
bence çok mantıklı,
bilim,
boyut,
ceylan eren,
dünya,
düşünce,
eğlence,
kuantum,
masa,
sor beni ustana,
teori
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




