geleceğe dönüş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geleceğe dönüş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2012 Salı

Buralar sizi de çok baymadı mı?


Sıcakları demiyorum, hayvan gibi sıcak ama geç onu. Başka türlü bir şey var.
Bir kere her şey yasak lan, bu nası iş?
Hani yarısı hapse sokan yasaklar, yarısı da tam adı konmamış ama adabı-muaşeret yasakları, bir kısmı da yasak değil ama yaparsan ayıp falan.
Bir kısım insan da bir mutluluk bulutu içinde, ‘dünya negzel ilerledi, insanlık ne süper, canım ülkem ne müthiş’  falan şekli yaşıyor, ilerde o buluta binip cennete yol alacak falan.
Tamam.
Tamam arkadaşım.
Yaşa kafana göre, bütün millet onaylıyor seni zaten, paşasın.
Ama diğerleri? Ben ve benim gibiler?
Bir takım kuralları mal bulan kimseler napacak?
Sıkıntısız yaşamak isteyen, soran sorgulayan, hayat derdine ‘yeter lan’ çekip, kendine yönelmek için yer ve zaman arayanlar nolacak? Kişisel becerilerimiz kurudu gitti lan, o kadar spermi geçmenin büyüsü kaçtı.

Ben derim ki, gelin.
Gelin adada yaşayalım.
Heybeli ada falan değil, cidden ada satın alıp oraya mı taşınsak?
Geçen gazetede vardı, kelepir ada satıyorlarmış. Yunan adaları, 200-300 milyar falan. ulan dedim, kadıköy'de 2+1 fiyatına çok net ada bu.keçisiyle maymunuyla ne bileyim yeşil muzuyla, zehirli böğürtleniyle, cangıl* işte.
Alınır lan dedim içimden, benle gelmek isteyen de gelir.
Orda yaşarız, istediğimiz kadar teknolojiyi de getiririz.
Zamanında insanın doğaya hükmettiği gibi, biz de orda medeniyete hükmederiz.

Yalnız girişte sınav var, kapıya masamı koyarım, sınavımı yaparım.
Aranan özellikler; sorup soruşturan, bu sordukları yüzünden medeniyete kıl olan, yaşadığı yerde medeniyet sanılan şeylere hele ifrit olan, arkadaş tartışmalarında 'skicem böyle memleketi ha' laflarını bol bol kullanan, düşündükçe kafasını başını yiyen kimseler. Dini, dili, ırkı yok, kafasına göre, takılan, sigarası alkolü olan, hayvanı doğayı seven, sohbeti keyifli ve kendince yetenekli süpersonik insanlar.
He, ugandadan eleman alımı var mı mesela? Var. Nerden geliyosan gel kanka, burda fikir birliği peşindeyiz, raadol.

Sınavda bir soru sorulacak, soruya soruyla cevap vermeniz gerek, sistem bu. Ne kadar uzatabilirsek. Böylelikle sorgulama kapasitenizin bir haritasını çıkarmış olucam.
Görüldüğü üzere patron benim; ama içimdeki Hulusi Kentmen sayesinde korkacak bir şey yok.  İç işlerimde bağımsız, dış işlerimde yunana bağlı olurum. Dıştan kaçmışım zaten, pek bir dış işim yok. Paşa gibi Avrupa birliği, daha da bizimkiler didinip dursunlar. Adaya adım attığımız an bi kere, serbestliklerden serbestlik beğenelim. Çünkü tanrı şahidimdir hiçbir şeyde sınır olmayacak. Konuşur anlaşırız. Ben zaten ne diktatörlükten, ne krallıktan, ne demokrasiden hoşlanıyorum. İnsan yaratığına uygun bulmuyorum hiç. Krallık bazen sempatik geliyor ama, dedemin lafıdır, bilmediğin işe girme der, o triplerin de alemi yok şimdi. Ben de sizle bir takılıcam zaten ama işte bir sıkıntınız olduğunda danışmanlığınızı yaparım, ne biliyim kavgaları ayırırım, balığı paylaştırırım falan. Zaten her yaptığımı mantığıyla açıklamak âdetimdir. Soru işareti bırakmam kafada yani, sıkıntı olmaz. Geçen direkt şu örnek konuşuldu hatta; misal adamın eşeği senin hıyarını mı yedi, sen de bin herifin eşeğine 3-5 tur at. Yani adalet böyle olmalı. Hatalı tarafa ceza vereceğine, mağdur tarafa ödül verilsin arkadaş. Ödül almak gayet de cezalandırılma korkusundan daha motive edici bişey zaten.Temel nokta, fayda. Ortak nokta barış. Zaten senin benim yapmayız, aynı kafada insanlarız dedik, baştan rahatız.

Biraz şamanik bir bakış açısını da işlemek istiyorum ayrıca.
Yakınlaşıcaz doğaya, akşamleyin bağdaş kurup denizin kokusunu duyucaz, bi sesini dinliycez. Arada dikkat kesilicez doğaya, böceğini hayvanını tanıyacaz ki, o da bizim oradaki varlığımıza alışacak, biz de ona.
Bence bu medeniyeti terk etmek değil zaten, konseptini değiştirmek.  
Ve bence doğaya yaklaştığı için insana en uyumlu.
Ayrıca insanları ırklara, milletlere göre gruplamak, ülkeleştirmek bir işe yaramadı. Görüyorsun. Yani insanlar o milletten olduğu için gurur duyuyor falan, sen mi seçtin o milleti? Senin başarın mı bu? Değil. Oraya doğdun ulan. Orda denk geldin diye, böbürleniyorsun. Çok saçma. Hâlbuki benim sistemimde doğum yeri, rengi değil, düşünceleri aynı olanlar bir arada yaşayacak. Bi kur kafanda, çoğu şeyde anlaşıyorsun insanlarla, kafan benzer, ortak olan şeyi seçmişsin. Ve kendi düşüncen olduğu için de istediğin kadar gurur duy. Canla başla savaşırım lan. Fikirlerine tutunduğum yere, insanlara daha bi bağlanırım.  

Bu mantığı çözebilen gelsin diyorum o yüzden. Çözemeyene de sabırlar diliyorum. Bir gün o siyah kravatlarınızla kendinizi avizeye asmış olabilirsiniz, zira gidişat baya sıkıntılı. Psikolog ücretlerinden hesap edebiliriz durumu.

Ayrıca yunan yeri mitolojik bir mekândır. Zamanında Zeus uğramıştır, Afrodit soyunmuştur. Belli olmaz Pan* falan oranın ormanında geziyordur belki. Ben görmek isterim şahsen, gelsin bi çayımızı içsin. Ayrıca sahile yayılırız, uzay manzarası olur mis gibi. Gece ateşin etrafında, coconatımızı yiyelim, deniz kabuğundan suyumuzu içelim, balığımızı didileyelim. Pan düdüğünü çalsın, şarkılar türküler ooh, hayat bu işte, yalansa yalan de.
Eski kasetler meydana çıksın kesinlikle. Mançoloji, fasıl müzikleri ve 'yabancı karışık' adı altında etiketlenmiş bütün kasetleri istiyorum. maykıl ceksın, slipknot ve 90'lar da olmalı, konsept olarak tamtamcılar falan da olsun, yamyam müziği kasarız.  Bir de ibrahim tatlıses'in 'o sole mio' vidyosunu ve 'bir kulunu çok sevdim'li kasetini getirebilirsiniz. 'nankör kedi'liyi de getirin, söyleriz onları.
Film olarak da Godard ve Nuri Bilge Ceylan filmleri haricinde her şey olur. Mis gibi ada ortamında mal etmesin şimdi. Ya da iyi lan tamam hadi, onları da getirin. Hayvan gibi muhabbet çıkıyor. ‘Uzak’ filmi üzerine geliştirdiğim bi içki oyunu var, onu da oynarız, çok fena.

Hayal ettim mesela; böyle sahilde yürüyorum, ayağıma hiç bişey batmıyor, bu kısım çok ilginç, hep temiz çünkü sahil. Siz kah kah gülüyorsunuz yine müthiş bir gece olmuş, kızlar ilkokul ödevleri kadar kolay, ve muhabbetimiz kusursuz. Böyle ellerimi cebime koyuyorum, cebim boş. En güzel kısım işte. Param yok. He biraz bozukluk olabilir. Onları da köpek balığına atıyorum, hayvana siktir çekme aracı olarak kullanıyorum. müthiş.

Hem herşeyi bırak, coni dep’in de adası var. ‘senin yolun yolmuş coni’ deriz. Hatta rica ederiz açılışımızı yapsın, kırmızı kurdeleyi kessin. Arada bir ziyaretimize gelsin, tavla atarız. Korsanlık anılarını dinler, ‘hahaha coni, yu ar fantastic’ deriz.
Coni’nin annesi de adadaysa ona hürmeten sigara böreği, dolma, törkiş dilayt götürürüz. Adamlar sabanan kaç çeşit peynir koyuyor sofraya, altta kalınmaz. Biz de her akşam ananas, muz yemiycez tabi ki, birtakım teknolojileri götürüyoruz yanımızda, eziyete gitmedik.
Bu yüzden de, adada dünyanın en eski 5 mesleğine ihtiyacımız olacak.
Marangozluk, tarımcılık, balıkçılık, mühendislik, elektrik-elektronik. Özellikle marangozluk çok lazım, ama 12 tane cücenin becerdiği şeyi hayli hayli öğreniriz gibi zaten.
Ekstra olarak, bir ahçı, bir şaman, bir dövüş sanatları uzmanı, bir ağdacı ve bir kuantum operatörü olmalı. Sıkılmayalım yani gelişelim bir yandan, milyonlarca kitap getiricez ama o da bir yere kadar.
Misal lezzetli yemekler yiyelim derim ben, yapmayı da öğrenelim.
Ya da marşıl arts* öğrensek fena mı? Bir kung fu felsefesiyle şamanizmi birleştirince kim bilir neler olacak.
Ayrıca bilimin dibine inmiş bir insana soracaklarım var benim. Alsın teleskobunu, uzay maketini gelsin.
Ağdacı zaten almazsak 2 bilemedin 3 ay içerisinde kimse kalmaz adada, ‘run for your lives’ yaşanır. Siz kız cinsini son 2000 yıldır biliyorsunuz, git geriye, git bıçağın icadından önceye bak bakalım, ne görüyorsun. Bir şey göremezsin işte. Anladın mı? Derinlerde aranırsın, ve bir adaya bir cangıl yeter, emin ol. O yüzden ağdacı canımız ciğerimizdir. Yangında ilk kurtarılacaktır.

Yılda iki kere falan da şehre gidilir bakılır, yeni bir teknoloji gelmiş mi? adamızda kurgulamak isteyeceğimiz bir şey var mı, yeni katılımlar falan sonra kimse kafa şişirmeden bineriz botumuza döneriz geri.
Ve bir gün adayı terk edip geri dönmek istersek, hepimiz birbirimizden ilgi alanımıza göre hayvan gibi eğitim almış olucaz; dalmayı öğreniriz, muhabbetlerde yeni teoriler üretiriz, yemek yapmayı, dövüşmeyi, müzik aletleri çalmayı öğreniriz. Dil bile öğreniriz lan. Kim kime öğrettiyse kendi eliyle bir de sertifika hazırlayıp versin. Ülke değil miyim arkadaşım? Al setfikia işte, zaten Türkiye’de kimse sormaz, rahat olun. Gidin sergileyin işinizi, sanatınızı.
Hem de hepsini süper eğlenerek kasmadan yapmış olucaz.
Ayrıca 200 kişilik kenetlenmiş bir grup insan, hayvan gibi çevre işte.
Hapishanede böyle bağ kuramazsın yemin ederim.


NOT:
Ayrıca adada icat etmek istediğim bir şey de var.
BURUKA.
Evet. O şarkıdaki alet işte, ‘hangi kapıyı çalsammm, karşımda burukacıııı’
Tamam, biliyorum kapı kapı dolaşan bir burukacı yokmuş ortada, öyle bir alette yokmuş, yıllarca yanlış anlamışım ben. Ama hep Türkçecilerin suçu, kelimeyi çıkarıp koyunca anlam bozulmadı ben napiyim?
Ki bence şansı var o aletin. Böyle flüt gibi ya da yaylı gibi karışıklı bir alet, üzgün müzikler çalıyor, kalpleri buruyor. Ve o yüzden de adı burukacı işte!

Bence malum oldu bu alet bana, kuantum kapılarından geçerek kulağıma fısıldandı. Hatta belki de sırf bu aleti yapabilecek adamların peşine düşmek için kurguladım bu ada planını. Her ayrıntısına kadar hesapladım, gizliden yanlarınıza yanaşıp ada sohbetlerinde burukayla ilgili bilgiler toplıycam. Ve Bir gece çalıların arasında gizli gizli icat edicem onu. Gözümden yaşlar süzülerek ilk ezgileri çalmaya başladığım ve yanlış anladığım o buraka’dan ilk sesi çıkardığımda, artık ben yanlış anlamış olmıycam. Haha.
Dünya eksik olmuş olacak. Her şeyi mümkün kılarak, utandırıcam onu.
Ve geleceği değil, geçmişi değiştiren ilk icadı gerçekleştirmiş olucam. marty mc fly* gibi geçmişi kurcaladığım için evren değişecek, olasılıklar birbirine girecek, durduğum yerden tüm gezegeni bir karadeliğe de sürükleyebilirim, bilmiyoruz.
Ama yanlış kişiye bulaştın dünya ve yanlış kişiyi sınadın evrensel bilgi.
İn your face, tüm kozmoz
İn your face.



-bilinmeyen kelimeler-
Marşıl arts: dövüş sanatları
Pan: kırların keçi ayaklı tanrısı. Flüdüyle inanılmaz melodiler çalan, hayvani güdülerin tanrısı.
Cangıl: orman
marty mc fly: ‘geleceğe dönüş’ filminde, geleceğe dönen kişi.
in your face: al sana! (suratına vururum anlamında)



5 Ekim 2010 Salı

Pişt. bak bi.

Ben bundan 5 yıl önce lise sondaydım sanırım, öyle okul-ev-dershane üçgeni arasında gidip gelirdim, arada resim çizerdim, bu halime pek benzemezdim. El cümle biraz da maldım açıkçası, sor neden? mal olmasam 4 yıl sevmediğim bir bölüm okuyacam diye 2 yıl öss bokuna hazırlanmaz, kimin olduğu belli olmayan bu kadar kahrı da boşuna çekmezdim. 

Şimdi dönsem o zamana,  kendimi lisede öğlen teneffüsünde sıkıştırırdım. Fakat bunu yapmak için bir çarşamba gününü beklerdim, çünkü bir öğrenciyi en şoke edecek şeyler genelde çarşamba günleri yaşanır, haftanın ortasıdır ve her hafta yaptıklarımızı tekrar ettiğimizin en bariz olduğu, ne hafta başına ne tatile yakın olan, en gıcık gündür. orta 1 gibi. neyse. Çarsamba tam geçmişe dönmelik gündür. 
            

Dediğim gibi eğer imkan verilseydi zaman makinesi aletini kurar, lisede bir çarşamba gününe, saat 12 civarı tam öğlen teneffüsünde ışınlanırdım. Hatta bizim lisede kantinin arka tarafında bahçeye de açılan bir kömürlük var, tam oraya ışınlanır, maksimum bir iki kömür çuvalı devirir, kimseyi şaşırtıp bayıltmadan arka kapıdan bahçeye fıyar, lise ortamına akardım. Kendime bakmadan önce bir ortalıkta gezinirdim, çünkü kendime niye bakayım, kendim zaten sıkıcı, ben öğüdümü verip çıkıcam, önce bir ortalıkta takılır başkalarını gözlemlerdim. Yaz günü olduğunu hayal ediyorum , muhtemelen öğle tenefüsü olduğundan lise sonlar bizim nacizane 4 taş ve bir toptan oluşan futbol ekipmanımızı kapmış, 9.sınıfların ağzının suyunu akıtarak futbol oynuyorlardır. Bununla birlikte okul etrafında birbirlerine belirli uzaklıklarla turlayan  3lü 5li kız grupları vardır.
           Bunlara çok çakılmadan aralarından uzaklaşmaya çalışırım hemen, çünkü bilirsiniz ki 'çokyüz' kişinin aynı formayı giydiği ve maksimum gömleğini dışına çıkararak ve kravat takmayarak asileşebildiği bir ortamda serbest kıyafetle geniş geniş gezinen biri hoş karşılanmayacaktır. Dolayısıyla hemen ön bahçeye sıvışırım. Orada kendimi muhtemelen ya kaldırımda oturmuş muhabbet ederken ya da okulun etrafında tur atarken bulurdum. Kendimi gözüme kestirdiğim anda, bahçede bulunan tek tük banklardan birine gider; banka değil de tam bir asi gibi bankın arkaya yaslanma kısmına oturur, gözümü diker kendimi keserdim. evet öyle dik dik bakardım ona. Hatta birinin onu dövdürmek için yan mahallenin kro kızını ayarladığı izlenimini verirdim. Bu benden tırsmasını sağlayacaktır. Arkadaşlarıyla yanımdan geçerken 'Pişt, bak bi!' derim. 'Pişt sen sen, gel bi bakiyim buraya' diye de devam ederim. Eğer yanında erkek biri ya da bana acayip acayip bakan biri varsa da, yere bakarak ve kafamı hafif sola eğerek, sağ elimi  'dur orda' anlamında kaldırır, tam bir veli gibi 'hadi siz de dersinize' derim. Bir tereddüt sezersem de 'dağılın lan!' diye ufaktan volüm arttırırım. Böylelikle yeterli korkutuculuktaki 'reis' ortamını sağlamış olurum. Yanıma geldiğinde sol elimi omzuna atarak kendisini özgüvensiz bir pozisyona sokar ve suratına tepeden bakarım. Diğer elimle ise cebimden bir ıphone çıkarırım,işte bu bütün planımın işleyişindeki en mühim noktadır. Ipodla biraz oynar, rehpere falan girer, ekranı sağa sola oynatırım, böylece 'işte benim geldiğim yer ve zamandaki teknoloji bu, istesek senin beynini patlatırız!' derim, ve beklerim, ta ki suratında Marty Mcfly'ın, Delorean'ı gördüğü zaman ki ifade oluşana kadar. İşte o an geldiğinde kendimi kendi karşıma alırım ve derim ki, 'Bak, ben buraya çok uzaklardan, fakat çok kısa zamanda geldim, ışınlandım olum ben buraya!! Bu yüzden benden kork! fakat aynı zamanda beni sev ve bana inan, beni bir çeşit 'alf' gibi düşün!! Beni bir yerden gözün ısırıyor, kim olduğumu düşünüyorsun. Biliyorum. Nerden mi biliyorum? Çünkü ben.. ben senin aklını da okuyorum!! O kadar da şekilim işte, ışınlandım diyorum lan iyi dinlesene! Bak, farkındayım ki aklın bir karış havada, daha hala ne olacağına karar veremedin, 'içmimar mı olaydım, annem iç mimar zaten..' bıdı bıdı konuşuyorsun. Bırak bu işleri! Senin elin kalem tutuyo, çok güzel çizim yapıyosun, grafik tasarım diye bişey var geleceğin mesleği!! elimdeki aleti gördün, bana inanmıcan da kime inanıcan!! Sakın ha öss de sevmediğin hatta daha da kötüsü hiç bilmediğin 'ya aslında mimarlığa yakınmış, geçiş yaparım' ya da ' önemli olan okul ismi zaten bölüm değil ben o okulu kazanayım da..' falan gibi düşüncelerle saçma sapan bir bölümü okuma, sonra maazallah 'girdik artık bitirmek lazım' düşüncesiyle gaza gelir bitirirsin. Al başına belayı! 4 yılın heba olur, başa dönersin vallahi! aha bugünkü kafanla 'ben ne olaydım ki acaba' diye düşünür durursun. Ayrıca sakın mal gibi sigaraya başlama 20'n den sonra, bak hazır lise bitecek içmemişsin durmuşsun bu yaşa kadar, bırak öyle kalsın, zaten sana alerji yapar o bak ben sana söyleyim. Mesela şuan öss falan da sallamıyosun hiç farkındayım, 'bi yıl daha çalışır kasarım, ilk yıldan herkes giremiyo ki zaten' kafasındasın. Bak o yıllar alır yürür sonra! sen öss'ye ilk yıldan giremessen, üniversiteyi falan boşver, güzel sertifika programları var onlara git paşalar gibi iki yıl. Al sertifikanı gir işine sonra güzel güzel yuvarlanır gidersin. Dışarıda kendine iki bira alacak paran olsun! Farkındayım gözlerin büyüdü, aklın yürüdü şuan! En büyük problemin Mehmet hocanın dersine bi yerden ceket bulup girebilmekken, böyle şeyler soktum kafana, ama yeminle seni sevdiğimden hep. Şimdi söz ver bana, bu dediklerimi yapıcak mısın? Eğer annenler, teyzenler, hiç tanımadığın diğer teyzeler sana 'bir yere gir de oku, mezun olunca düşünürsün' derlerse çığlığı basarak oradan kaçacakmısın? Çeşitli akrabaların oğulları,kızları mühendisliklere girdiğinde kendini mutsuz hissetmeden sertifika programında istediğin şeyi okuyacak mısın? o azmin olacak mı? olmalı!  Eğer bunların hiçbirini yapamassan şunu unutma, sabancı diye bir gerçeklik de var! onu örnek al kendine, bir arkadaşım demişti ki, 'paran varsa hemen koş o parayla 3 tane limon al!' ordan sonrası kendi kendine, oh mis. Bari zengin olursun fena mı?
            İşte bunları istiyorum senden. Bu kadar yolu bunları söylemek için geldim. Hadi bakalım! Hadi şimdi dersine git, arkadaşlarına koş, kafana göre takıl, sen dersine girdiğinde ben çok uzaklarda olacağım...
yalnız gitmeden bana aşağıdan bi tavuk döner kap gel, yolluk olur, pattesini bol koydur, ekmeği de bastır.
hadi koş, çabuk ol bak bekliyorum burda ha!! 
İşim gücüm var benim, daha kaç ışın yılı yol gitcem!!