bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2014 Salı

Yer çeker.


‘Abi çekimdeyiz. Ne çekimi? Yer çekimi. Kehkeh.’ A. Cuarón

Gravity’yi izlemeyenler için yazının kendisi kocaman bir spoylır çünkü beni filme gerdeğe girer gibi soktular, sonra meğer sik gibi filmmiş. Ben kendi kendime yükselirken bir de kült diyenler duydum ki titredim yeminle. Hal’ın devreleri yanacak, demeyin kurban oliym.

Alınmaca gücenmece yok Gravity. Karakterler tanıdık, senaryon düzdü. Klişeler gözümüze girdi, sonun da ‘meh’. Ha şu var, görüntü yönetmenine düşen envai türlü iş konusunda, evet, ışık yılı uzaktan bakınca küçücüğüz, yıldızlar pek bi huzurlu, ve dünya dışardan anasının amı gibi güzel. İyi de gülümler, evren tabi ki efsane bişey. Uzaya kamerayla çıkıp kötü görselle dönmek ayrı bir Oscar konusu olurdu herhal. Onu geç, biricik uydumuz Ay yok filmde. Nesnellik, mahremiyet hep onda, nası ekmek var, pihuu. Varsa yoksa güneş. Ne güzel doğuyormuş da, kenardan öyle nasıl da müthişmiş. Heralde müthiş yarraam. Sinsi sinsi ona yürümüş, sanki icat buldu pezevenk.

Film, 3 kişi + nasa. Biri işkolik, dünya gamıyla dolmuş, kendini uzaya atmış. Sandıra bulok. Kendisini speed’den sevmezdik ama nerden baksan gideri var. Diğeri corç kuluniy, namı diğer; kafa öne eğ, gözler yukarı, kaşlar ben aflek, bakış ‘çok seksiyim çünkü saçlarım beyaz’ belki dudak biraz bükülürse o da yaşımın verdiği mağrurluktan gelen ‘bunca yıldır seksiyim siz kimi sikiyonuz?’ tabi uzay olunca kaskın arkasında kaldı hep. Sırf o yüzden hayalli sahneyi koydurtup kaskı çıkartmış olabilir. He, elimizde bir ‘oh bıradır wher art tho! gerçeği var, tamam, sirenlerin yan memesini de tartışalım bi ara.

Neyse Gravity. Sana laflar hazırladım.
Öncelikle film boyunca ‘yakala şu hanasını sattığım şeyini’ dedirten, o tutamayan halleriniz. Soruyorum; kıyafetten içeri müzik verecek teknolojiyi yapmışınız da, o gemilerin üstünde neden daha fazla tutamaç yok? Çıkmışım uzaya, koptum mu dönüşüm yok, her taraf kara delik, siz benle taşşak mı geçiyonuz? bana yapmışın 3 tane tutungaç. O geminin her yanı dolup taşacak arkadaşım, bu ne lakaytlık lan. İzlerken yüreklerim kurudu. Katarsislere girdim girdim çıktım yeminle.
Zaten bi garip eldiven yapmışınız, fırın eldiveni mübarek. Yap şunu doktor eldiveni, güzel sarsın elimi, bi kontrolüm olsun. Ne tornavida duruyo, ne bişey. Ordan bana rihanna çalmayı biliyosun. burda canımla cebelleşim, nere baksam panik atak. Babamın hayrına geldim sanki, hayret bişey.

İkincisi o turbolu, uzayda gitme fişekli zımbırtısı. Ondan niye herkeste yok? Başınıza ne geldiyse ondan gelmedi mi? Vereydin herkese. Sanki bilmiyorsun göktaşını, meteoru. Ne var eğitimini almıyoz mu her sikin, öğreniriz, taş geldi mi vıj vıj space invader oynar gibi, oh. 
Olanın da yakıtı bitti zaten. Hayır bitsin bişey demiyorum da, yakıt doldurmaya izin istemek nedir? ‘Nasa ilerde yakıt istasyonu var. yakıt alayım mı? Nasa cevap ver?’ Ulan neyini soruyosun daha. Alsana yakıtını. Ne diycek, alma mı diycek. Sikerler öyle bilimi. Nasa yakıt aliy mi? Yok. İyi öldüm ben o zaman şurda. Saldım kendimi uzaya. Sinir oldum valla.
Bir de o karıyın oksijeni ne bitti lan hemen? Daha bi saat işim var diyodu. Demek o zaman da %30 oksijeni falan varmış, dibi dibine yetişecekti işte. Uzay da olsa bi disiplin olacak aga. Şu mereti tam doldurup çık uzayına arkadaşım. ayfon şarjı mı lan bu? Ayrıca bitik oksijeninle sen daha neyin muhabbetini ediyosun ki, ona hiç basmadı kafam. Öbürü de teğmen olucak hem karıyı kesti, hem paso lak luk. Ayrıca bu meretin bi zor zaman ekstrası yok mu? Bayılıyodunuz hani b planına geçmelere, yer mi yok arkadaşım, hayır yerçekimsiz ortamda yük değil bişey değil, bi mini tüp daha ekleyin şuna, zor zamanda çek ordan iki nefes, on kaplan gücü, yalan mı? Yada oksijen tankları olsun,  varalım yanına dolduralım. Ya da bak orda biri öldü mesela oksijeni full dolu, bi şekil yapıp, klips mlipsli bişeylen benim alabilmem lazım onu arkadaş.

Zaten uzayda elzem iki konu var. 1) oksijen 2) herşey uçuyo. E ikisine de bişey düşünmemişiniz ulan. Bi ip koymuşunuz aramıza, koptu gitti mınakoyim. O ipin herşeyden sağlam olması lazım arkadaş. O ipin içini kablo mablo döşiyceksin, ne biliyim eldivenimle ip arasına bi magnet sistemi yapın bari. Bi yardımcı bulunun lan. Kaçtım mı uzaya, dönüp duruyorum işte. Karadeliğe denk gelsem bi ihtimal farklı boyuttan çıkma durumu var, meçhul. Bi desteğin yok, bi tesis kurmamışın. Sen beni niye çağardın arkadaşım?
Olum yazık yazık, kadın kendi imkanlarıyla yangın tüpüyle falan uğraştı da fıs fıs kendini zor attı alete. Bilim bu mu lan? Buysa gidilmesin arkadaş. Safi adam israfı. Hele ki o düştükleri (uzay!?) ‘aşağı çekme’ dediği kısımda büyük erör verdim. Corç bize bişey anlatmaya çalışıyor da ‘beni sen mi iteledin?’ kadar karşılık buldu bende valla.

Ayrıca her şey mi son anda, son saniyede. Sonra holivud deyince tırı vırı oluyo.  Karı tam alete tutunucak tüp bitikmiş, patlamadan son saniyede kapattım kapıyı,  ucuna, kenarına, kıçı kıçına... o kapılar hele niye dışa açılıyor? her seferinde mi uzaya savrulursun ya, ergonomi sıfır. Veya kızın aracı kullanması lazım ama testlerde hiç başaramazdı, hep çarpardı bilmem ne. Ya bi bırak. Bin yıllık formülle aksiyon üretme artık. Ayrıca nası çarpıyo olum? karıyı manyak vermediniz mi baştan? ‘hastasın gel’ dediler ‘yok iş yapıcam’ demedi mi? En güzel onun sürmesi lazım. 6 aylık eğitimle, bi de tembel karıyı makine başına mı koydunuz? Yahu, o ölen adamın yanından aile fotoğrafını çıkmayaydın bari. Her bok uzaya uçsun, herifin dramı bi şekilde göründü kenardan, bu mudur?
Ayrıca ben o tipin yavşaklıklarını sevdiydim, zıplıyo dönüyodu, eğleniyo full. Onu da ilk öldürdünüz zaten, hayattan zevk alan, keyif pezevengine oh olsun mu yapıyosun, napıyosun? ‘Memesi görünen ilk ölür’den ne farkı kaldı? He, kafamıza taş yağarken tornavida çevireni hep eller üstünde yüceltelim, çok güzel. Karı yere indi de bi toprağı öpmedi, nası yalan lan o? Işık yılı yol geldi ağzına yüzüne sürmesi lazım, biraz dürüstlük rica edicem. ‘artık dünyayı sikerim!’ gazı geldi hemen, yeniden doğmuşmuş, bi sinirin boşalsın bi ağla lan o zaman izansız. Zaten corç kuluni geldi sanırken hayalmiş, çünkü güç hep içimizde, kendine inan falan. Nası orcinal nası orcinal.

Bak şimdi aklıma geldi, o hani corçla sandra arasında tek bi ip kaldı da, corç kendini saldı uzaya hani. O kadın onu çok net çekerdi bence. Ya tamam kadın hayatta bişeyleri geride bırakamıyor, corc’u let go edecek de şöyle bi hızlı, bi ivmeli çekeydi gelirdi bence.
Filmde iki şeyi sevdim ben.
     1)   Sandra bulloğa uygun bir rol olarak; ulumak. Ama sandığınız kadar derin bişey değil o anacım. Yok.
     2)   Olayın içini gösterirken -hani sandra’nın kurtulma aletinde yakıtın bittiğini farkedip behlüle dönüşmesi anında hani- kamerayı dışarı alıp da, sessizliğin içinden bakınca nasıl da kimsenin haberi yok ve umurunda değilsin hissi. Seyirciye ‘lan bak ben burda oturuyorum orda neler oluyor’ kafası yaşatma. Bu güzeldi işte. Hem space odissey’e bir selam gibi olmuş. Mis.

Neyse, izleyin tabi. Let go edemeyen kızın, herşeyin doğası itibariyle elden gittiği uzay ortamında yaşama tutunması hikayesi, bi de yıldızlar falan. Seversiniz elbet. Onlar tutamadıkça krizlere girer, yalnız şuan farkettim yazı boyunca hiç tutunamayanlar esprisi yapmamışım. Kendimi büyük tebrik ediyor, şukumu vermek üzere bu güzel haiku’yu sayfaya davet ediyorum.

Uzaya çıktım,  ipim kopuk.
Nasa’ya selam, oksijen bitik.



15 Nisan 2013 Pazartesi

Bana milyorlar lazım


Var ya azıcık içimde şeytanlık, azıcık Darth Vader’lık, Daffy Duck’lık olsa bilim adamlarına oksijen makinesi yaptırırdım. Onu icat eder, işleme sokar sonra da ‘Bak ağaçları kesiyoruz ama buna yatırım yapıyoruz. Ağacınki sana yaramaz, bizimki mega oksijen’ diye reklamını bağrırdım. Of allahım çok param olurdu o zaman. Tam bir göt olsaydım keşke.  Bak illüminat yine yoksun! Güçlerimizi birleştirsek neler olacak yoksun. Şş buraya bak, papayı meslekten soğutmuşunuz, ne ayak? Gene neyi paylaşamadınız lan. Burda ne yazıyorsa o hıristi, sen sıkma canını.

Yalnız, geçen rüyamda bi zengin olmuşum var ya, bak dinle;

Aşmış param var. Güneşli bir yaz günü, şatoma yerleşiyorum.
Kapıda nakliyecilere çay götürmüşüm,  ‘abla sağ olasın, para var ama insanlık bitmemiş’ diyorlar. ‘Olur mu ustam rahat rahat yapın işinizi, isterseniz bitince arka tarafta rolır kostır var, bi tur binin serinleyin’ diyorum ‘yok abla beni tutar’ diyor usta başı, diğerleri de yanaşmıyor. Birinin gözünde görüyorum ama, canı çekmiş.  Sokrates heykelini taşırlarken yanaşıp ‘Sen gel istersen, bindiriyim rolır’a, lan nolacak bi tur bin, açılışı yap’ diyorum. Hevesleniyor hemen allahsız, kıpır kıpır oluyor ama ‘usta kızar’ diyor. ‘sikerim ustanı, gel lan işte’ diyorum, sinirleniyorum.
Bahçe gezegenli bahçe, satürn gezme arabası.
Sürüyorum rolır'a .
Bindiriyorum alete, takıyorum kemerini. Bunda bir heyecan, kıpraş kıpraş.
Bi başlatıyorum canavarı, allah. Bu bir iniyor, bir çıkıyor aletlen, bir görünüyor bir kayboluyor, böyle uzaya gönderilmiş şempanze gibi başı götü dağıtırken arkadan bi ses, ‘SAMEĞT, lan Samet!’, ustabaşı gelmiş. ‘Napıyon lan davar! İn aşağ’ diyor, fırlatıyor terliği ‘Abi yok diyorum ben bindirdim, canı çekmiş çocuğun al terliği allasen, böyle zarar veremezsin alete’diyorum.‘Ayrıca gelin siz de binin ne var, yalvarttınız mınakoin’ diyorum. Utanıyorlar.
Bakışlarımla bindiriyorum hepsini. O biçim kafa yaşatıyorum bunlara. İnince hepsi teşekkür ediyor. ‘vehe nebçim aletmiş abla, sen buna her gün nası bincen, bu neymiş, sen buna bilet kes’ diyorlar.
İş bitince kapıdan uğurluyorum ekibi, ‘bak tamsınız dimi? Eksikleri kontrol edin, içerde gizli bölme var, ortalık tuzak dolu, bilmeyene zindan olur bu ev…’ derken uyandım. Eksik var mıydı bilmiyoruz, varsa da Samet’tir diye düşündüm, hoşuma gitti. Meraklı insan severim.

Tabi esas planım bambaşka, şatodan önce başlayacak bu master plan.
Kendime bir bilim ekibi kurmayı düşünüyorum.
5 tane meraklı bilimci.
Biri mühendis, biri uzaydan anlayıp hayvan gibi de fizik kasıcak, diğeri kimya biyoloji bilecek, öbürü mistik olayların aşığı. Bir tane de organizasyon bilen araştırmacı ruh koyucam. O da bakmak görmek istediğim yerlere, acayipli şeylere falan gerekli telefonları açsın araştırmasını yapsın beni organize ederken bir yandan diğerlerinin aklına akıl, hevesine heves katsın.

Bu ekibe bir ev tutup, her gün tavuk pilavla besliycem koçlarımı.
Sonra da sorularla, teorilerle gelicem adamlara.
·         Dünyayı delme teorim mesela, eğer bir yerden kazmaya başlasak ve nesillerce kazsak kazsak, dünyanın ortasında bir delik açabiliyor muyuz? Magmanın etrafından dönsek mesela, olur bence. O delikte yerçekimi falan nasıl? Deliğe atlayınca noluyor?
·         Veya beynin %5 i kullanılıyorsa niye %100’ü evrilmiş, hani ihtiyaca göre eviriliyorduk?
·         Ya da 5 duyudan başka algılar da kanıtlansın. Belki karşımızdakinin korktuğunu anlayabilme algımız var veya yeni seviştiğini veya 5 gün önce balık yediğini? Ya da o algılarımız belki zamanı hissediyor gerçekten, ya da hayvanların düşüncelerini ya da hesaplayabiliyor dünyada kaç kişinin o anda uykuda olduğunu, ya da rüzgârın yüzüne saatte kaç hızla çarptığını falan mesela. Belki tüm bunlar beynimizde birikiyor ama kullanmayı bilmediğimiz %95’te duruyor.  O 95 ne kafalar yaşıyor haberimiz yok. Bu ne randımansızlık arkadaşım.
Yapabilenlerin listesini de istiyorum. Tibet, Hindistan, Antartika, gerekirse beraber yaşarım. İki cümle hayat dersi için 3 gün kuyuda beklemeye razıyım.
·         Bir takım icatlarım da var. Misal göbek sayma makinesi. Belimize takalım, açalım Mezdekeyi, saysın kaç göbek attık. Düğün salonlarına, kınalara satalım bunu. Yarışmalar yapalım, ‘ya el yelil’ şarkısıyla en fazla göbek atana bir çeyrek falan verilsin. Hiç olmadı Süheyl Uygur alır, bak söylüyorum.
·         Ya da ekmek elleme makinesi olabilir. Böyle ekmeği sıkıcak el gibi, söyliycek ‘bayatlamış, taze çıkmış, 3 günlük ama yenir’ falan. Bakkal market alsın bunu. Hijyenik ekmeğin dibi! Aynısının karpuz versiyonu da olur, kütürtüye sensörlü.
·         Bir de bence, şu kurban olduğum evrende her şeyle her şey sinsi bir ilişki içinde. Misal bir kâğıt 8’den fazla katlanamıyor, bunun kara deliklerle ilişkisini altın oran üzerinden açıklayın bana. Bak söylüyorum, o ilişkilere kasarken kainata dair acayip ipuçları çıkacak, şu lafımı dinleseniz belki hayvan gibi gelişicez işte.
·         Ayrıca Atlantis, Mu kıtası ve Agarta uygarlığı hakkında da net bir araştırma başlatıyorum. Bana tane tane anlatın şunu. İnsanlığın altın çağı olum şaka mı? Bir koldan ben de Sümerce öğreneyim, Mayaca-Türkçe sözlük falan, bunlar gerekli hep.
·         Veya uzaylılar gelecekten gelen insanlar olabilir mi? Belki uzaylıya evrildik.
·         Ya da hastalıkların hepsi psikolojik mi gerçekten? Belki de Hipokrat yemini ‘bunu kimseye söylemiyceğime…’ diye mi yürüyor. Tıp mı yalan, noluyor?
·         Hepsini geç, belki ben bu dünyayı kendim kurdum, aslında ayı gibi % 100 kullanıyorum ama zihnimdeki doktorlara %5 dedirtmişim, hain planlarım var belki.
·         Hayır, belki dünya olarak bir gezegenin reality show mekânıyız, bizi yapmış oradan izliyorlar, onların da eğlencesi biziz belki. ‘Biri bizi gözetliyor’un organik versiyonu işte, ne farkı var?
·         Ya da en sevdiklerimden biri, ya dünyada belli bir zekâ varsa da onu paylaşıyorsak nolacak? Belki sen zekileştikçe birileri aptallaşıyor, ying yang’ın allahı zihinlerimizde belki.
·         Ve illüminati! Reptilyan’ın evladı! Senle işim bitemez benim. Peşindeyim illü. Tüm delilleri, tüm gizli şifreleri ve kanıtları toplayarak bir şekilde o maskeli toplantılarınıza katılmalıyım elbet. Planımın göbeğinde sen varsın.

Bu ve bunun gibi daha niceleri beynimi içerden dürtüyor.
O yüzden ya ben zengin olucam, ya da aranızda toplayın üç beş, şu projemi destekleyin. Bak bir şeyler çıkarsa istersek dünyayla da paylaşmayız, aramızda gelişiriz. Dayımıza yiğenimize yarasın, ne güzel işte.

Buradan evrene, kutsal ağaç köklerine, ay’a ve kara deliklere, kuantum kapılarına sesleniyorum. Budha’ya ve Ganesh tanrısına selam durup, meditasyon guruları ve Tibetli rahiplere yakarıyorum;
Bana paralar içinde yüzmek verin.
Böyle ama musluklardan aksın istiyorum, ihya et beni.
Öyle bir bereket yağdır üzerime ki her şeye bulaşsın.
Aldığım her cipsten taso bulayım, kemeri bi çekişte çıkarayım, bağcıklarım çözülmesin ve göz kalemi akmasın, cebimden beş lira çıksın ve de cipsin dibi bana kalsın. 

Hiç olmadı güzel para basmalı makinem olup hiç yakalanmasam da olur bence.
Niye ki?
İlle yakalanıcam mı?
Kesin mi?
Bi kıyak yapılır, niye ki?
Hani kardeştik kuanti.



4 Eylül 2012 Salı

Bi kilo tekno sarıver evlat !


Sevgili yurtdışı zenginleri;
O biliminizle bulduğunuz süper teknolojileri niye göndermiyonuz lan buraya?
İbnelik yapmasanıza arkadaşım.
Her şeyi buldunuz orda, bilmiyor muyuz? Filmlerden falan gösterip koklatmalar, ‘olsa ya lan’ dedirttirip ağzımızın suyunu akıtmalar, ‘sktret bunlar plazmayla oyalansın, hologramı vermeyelim’ ler falan.
 Bi grup zengin misiniz, nesiniz? Kim karar veriyor arkadaşım?

‘Bu şimdi çıksın. Bunu oğlan beğenmiş, bu da 2 yıl sonra çıksın piçliğine’

Böyle mi yapılıyor bu iş? Siz 10 yıl önden gidiyorsunuz,  ordan burdan aklı çalışanları topluyorsunuz. Beyin göçü hesabı, icatlarla mucitlerle keyifler kebap.
Biz ocağın tüpünü değiştirirken siz dokunmatikli ocakta kırıyordunuz yumurtayı tabi. Biz Nokiaları kulağımıza nası tutucaz diye kasarken siz afyonlar mayfonlar. Malın biri anlamadı aleti, beceremedi diye geç çıkmış piyasaya bariz. Herkes ‘oo dokunmalı lan nebçim, hemen gelsin’ derken o ‘millet beceremez lan bunu, zamanı değil şimdi’  demiştir moralinizi bozmuştur.
Olum yenileyin şu ekibinizi. O adamdan kurtulun bak.  Evlat olsa sevilmez. Ayrıca turşusunu mu kurucaksınız lan, verin işte, bi tur da biz binelim ne var?

Kanser olayını da kabul etmediniz zaten. Biliyoruz olum işte, bulundu kanserin çaresi. Hatta hapı falan çıkabilirmiş direk istesek. Hayır siz vermediniz, götünü yırttı türk bilimcisi de buldu ona da çıkarttırmadınız, adamların diplomalarını falan yok ediyosunuz, bi planlar, bişeyler. Birileri ölümsüzlük de bulundu falan diye sıkıyor bir yandan. 2045’e kadar geliştirilip 12bin zengine satılıcakmış. Ulan kasıcam giricem 12bin kişiye, sırf sizi utandırmak için lan. O haberi de saklıyorum zaten, tutucam suratına suratına. Açıcam kolumu hadi bas ölümsüzlüğü bakalım.

İşiniz gücünüz gaza getirmek, ‘zamanı gelince alıcısı olsun abi’ numaraları bunlar, her şeyin de farkındayım.
Yapacaksanız çabuk yapın bari gençliğimiz geçiyor. Gerçi ben antik çözümlerle falan zaten ölmüyorum daha 300-500 yıl daha giderim. Size mi kaldım sandınız. Hahay. Yok öyle bişey.  Darlamalarım bitmedi daha. Adama zaman diliminden fırlarım.
Hem insan kardeşinden esirger mi lan? Aynı gezegenin evladı değil miyiz? Dedelerimiz beraber mamut avına çıktı, azcık hatır kıymet bilin nankörler.

İlk klonlanan koyunu radyoda duyduğumda 2’ye gidiyordum daha. Bende ki bekleyişi, heyecanı düşün. Uyuyamadım bi hafta. ‘allaaaah geliyorlar, kimbilir neler olucak artık’. Bi bok olduğu yok. Geldim 25 yaşına. Ne bi heyecan ne bişey. Uçan arabalar dolanacaktı kapımda. Hayır, biraz veriyonuz teknolojiyi, biraz çekiyonuz. Geliştik mi, gelişmedik mi belli değil. Ayfonumuz var ama kettle gayet yavaş. Elektrikli ocak var ama duş suyu ya çok soğuk ya çok sıcak.
Tam verin şunları, tam icat edin.
Bak, alttan ısıtmalı bilardo masasını verdiniz mis gibi, semih saygınerimiz var. Fena mı?
Olacak demek ki, olsa olacak.

Gerçi biz de oturuyoruz aga, genişiz. Misal o atari salonlarında bi alet vardı hani. Vuruyosun böle yayvan beyaz diske, karşı tarafın kalesine sokuyosun, mıknatıslı masada oynanıyo falan. O masada böyle avcunu değdirmeden gezdirirdin, ordan hava çıkardı. Bi hoştu, bi kuul masaydı. Ama işte harcandı gitti. Zamanının en teknolojik aletiydi lan o. Ne buluşlar çıkardı ondan. Ama yok işte, taka tuka oynaya oynaya, çoluk çocuğun elinde ziyan oldu canım sistem. Bi lira bi lira harcadık güzelim bilimi.

Ama ben biliyodum bunların hinlikler peşinde olduğunu. Lisede anladım. O zamanlar bi kehanetim vardı, uydurmuştum ama yiyordu. ‘yakında Nokia aynalı telefon yapacakmış, tıklıycakmışız ayna çıkıcakmış’ diye. Her yerde kitlelerin ne istediğini fısır fısır yayıyordum ortalığa. Bunu duyan apple hemen ön tarafa da bi kamera koydu işte. Sonra da 10 yıl bekledi ki böyle herkes ceylana ‘hani nerde enayi’ desin, inandırıcılık süresi geçsin falan.Herkes dediğimi unuttuğu anda çıkardı piyasaya puşt.

Ama mantığı kaptım, takipteyim. Evleri, duvarları gaste kağıtlarıylan kapladım, kırmızı kalemle planınızı çözüyorum. Haberler internetler, bilimli post gördüm mü feysbukta hemen inceliyorum falan.  Bir potansiyel olduğu an, fırk diye atıcam ortaya lafı. ‘şunu buldular ya hani, ondan da bunu yapmaları lazım, bilimci dediğin yapar’ falan, böyle ufaktan ezerek. Dedikodularım sayesinde insanlar o teknolojiyi istemeye başlayacak. Arz talep meselesi arkadaşım. İsteyen varsa çabuk çabuk çıkarmak zorunda kalacaksınız o teknoları meknoları.
Planınızı içten çökertiyorum işte.

Bu hadron çarpıştıran alet mesela, tanrı parçacığı. Maddenin kütlesinin açıklanması falan. 
Şuan ona yoğunlaşmış durumdayım.
Çünkü ilk bilgisayarı düşün,  bir oda kadardı, ayı gibi. Bu alet de öyle. İlk bilgisayar adam gibi bişey yapamıyordu ama çipten falan sonra aldı yürüdü. Avuç içine sığdı, küçüldükçe becerileri arttı hatta, gayet bireysel oldu, twitli mivitli sosyal bir tavır aldı.
Bu alet de şuan parçacık çarpıştırıyor, kasış bişey ama o aletin de avuca sığacak küçüklüğe geldiğini düşün. Bugün atomların kütleleriyle oynaşıyor, yarın atomları görünmez mi yapacak, havadan atom  mu yaratacak napacak?  Belki o aletle herkes kendi mobilyasını yapacak evine, ihtiyaç denen şey ortadan kalkacak. Belki atomları sıkıştırmayı becerecek alet ve biz arabalarımızı katlayıp cebimize koyucaz.  Bugün saçmalık dersin, ama yarın o aletin çılgın becerileri telefonumuzda bir tuş kadar uzak olacak sadece. Eğer o alet hava atomuylan oynayıp böyle yalancı gerçeklikler yapabilirse mesela, beni Breaking Bad dizisine koysun bi bölüm. Takılayım biraz. Gus’ı uyarırım ‘bak bunlar sana yamuk yapacak’ derim.  Atomla oynaşıyorsak yapacak bi dünya şey çıkar.

O yüzden bu laflar yayılsın.
Uçan araba, portal istiyoruz falan. Yurtdışı da ayağını denk alsın. Ağlamayana meme yok demek ki.  Zenginlerin keyfine kaldıysak ohoo.
Orda burda ilginç bir gelişmeye rastlarsanız hemen sıkın bi teknoloji, laf yürüsün. Baskı olsun, yapılsın. Kulaktan kulağa’nın gücünü hafife almayın. Şu teknolojileri adam gibi halka indirelim, bak 20 yıla çağ atlarız valla yalan yok.
Sonra gelsin kendini süpüren halılar, bireysel kanat ekipmanı, bitmeyen tuvalet kağıdı. Kim bilir eğer şanslıysak, kendi kendini dışarı çıkaran çöp poşedi.

Her şey bizim için çünkü.
‘Teknoloji hakkımız, rahat etsin halkımız.
Vermezseniz aleti, görürsünüz laneti.
Uğraşır durursun, kafanı taşlara vurursun.
Kafan yarılır ikiye, maninin geldik sonuna.
Vereceksen ver şunu, canına yandımın gavuru’

NOT:  Bütün bunlar işe yaramazsa, uzayla bağlantıya geçiyorum söz. ‘Piramitleri yapmayı bildiniz, mısırlıyı sevdiğin gibi bizi de sev uzaylı’ derim.
 Beni kırmazlar, gerilmeyin.
İllüminatide tanıdığım var.




2 Temmuz 2012 Pazartesi

Prometheus'a bi öğrenci

Bu Prometheus'u izlediniz mi?
Bir grup eleman hayatın başlangıcını arıyorlar, bi gezegene gidiyorlar, orda uzaylıyı arıycaklar da soracaklar; İnsanı sen mi yaptın? Niye yaptın? Yapanı gördün mü? falan. Uzaylı da sanki ‘buyur otur, her şeyi anlatayım’ diyecekmiş gibi. Uzaylı ya sonuçta medeni olacak. Belki senden benden öküz, bilmiyoruz.

Gerçek şu ki, holivud sikko bir filme daha teyp, kamera harcamış; boşu boşuna kim bilir kaç kere 'ekşın' diye bağarmış. Bir kere senaryoyu kime yazdırdınız allasen. Sete giderken yolda ışıkçının aklına mı geldi? Millon dolar bütçeyi aldık diye başı götü dağıtmışsınız, senaryo yok ortada. Böyle bi mantıksız döngüler, tutarsız karakterler, güdümlenememiş amaç, biçimsiz son. Olmaz bunlar. Saldın kendini holivud, toparlan.

Öncelikle ekip niye 5 kişi. Hayatın anlamını bulmaya, allahına koşmaya gidiyosun; bir avuç adam, bir de robot. Al şunu 60, 70 kişi, nolacağı belli olmaz uzay bu. Ayrıca o elemanlarda tripler ne öyle hiç ilgisiz, biri gavur amelesi 'ben sadece para için burdayım' şekli. Hayır ne işin var o zaman burda. Hem grubun motivasyonunu düşürür o. Biraz grup oyuncuları alıcaksın arkadaşım, azıcık uzayla bilimle ilgilisini seçeceksin. 2 yıl kutunun içinde gidiyonuz, koca organizasyon yapmışsınız, robotun saç boyasını falan almışsınız yanınıza ama mekanik grup fos.

Öbür bir yer bilimci mi ne var, bi boka yaramadı zaten. Valla ben kendi başıma daha faydalı olurdum o gruba, cidden. Yer bilimcisin lan sen; bi taşa bakıcan, inceliycen, merakın olucak yani. Hırtın biri. Herkes para için gelmiş aga, yani alt metin olarak diyor ki ‘ben düşmüşüm hayat derdine, yemişim allahını da’ diyor. Ayrıca belki allah falan çıkmıycak, hadi çıktı diyelim, mısır tanrısı çıkacak belki. O incili kalbine basmalar ne öyle, haçlı kolyeyi okşamalar 'bulucaz onu richard, bulucaz' tripleri. İyi buldun amk, ne diyceksin? Hayır, sanki dilini anlayacakmış gibi, adam gelişmişse gelişmiş, sanane. Ayrıca bi destur demeden inmişsin gezegenime, ne ayaksın belli değil, ne soruna cevap veririm ne bişey. Kovaladığım gibi gemini de arkandan tekmeler atarım uzaya. Ayıptır lan. Geliyorsun mağaramda gezip, taşımı böceğimi götürüyorsun. Oturup bi de muhabbet mi edicektim senle. Hayret bişey. Uzaylıyı da Allah yarattı demiyo mu bide, vur ağzına bi tane. Olum nası bilim bu. Kopar zincirlerini öyle bak uzaya, gezegene. Hiç düşünülmemiş şeylere açık ol falan. Ama yok, düzsün işte. Senle ne sohbeti olabilir uzaylının bu kafayla.

Hele o mağaradaki sorumsuzluk nedir öyle. Mağaraya girdin tamam güzel, cebinden aletini çıkardın süpersin, havayı bi ölçtün, aa oksijen. Hemen ne çıkarıyosun olum kaskını kafadan. Hayır bu nası bilim arkadaşım. Bi de yanındakileri de gaza getiriyo 'çıkarın, çıkarın'. Mahalle baskıcısı puşt. Valla kimse de o kaskımı alamaz başımdan. Bunun mikro-organizması var, mikrobu var, genetiği bozuk böceği var. İlk insan nebçim tedbirli davrana davrana geldi bugünlere, adamdaki genişliğe bak. Ya bugün hayvana bile gel gel diyosun da gelmiyo, nası tedbirli hayvan. İçgüdüleriyle hayatta kalıyo, senin aletin edavatın var, hala hareketlere bak.

Zaten filmde genel bir lakayıtlık hakim her dakka. Bi kere mağarada ekibin bir kısmı mal gibi tırsıp geri dönücez deyip, dönemiyor klasik. Elin mağarasında tutsak kalıyor. Sen içerden kameralarınlan, sesinlen adama umut ışığı olacağına, ‘aman ha bişeyi ellemeyin sabaha kadar bekleyin, alcaz sizi’ diye ekibine destek vereceğine dalga geçip 'birbirinizi dürtmeyin ha gece gece' falan diye espriler patlatıyorsun. Sınırını bil biraz. Gerçi o korkanlar senden beter. Adamın karşısına uzay yılanı, cıva gibi garip yaratık çıkıyor. Yılanı dürtüklüyor lan. Hayır denizanası görüp sudan çıkan bir tipin var senin, besbelli busun işte. Çıkmış zaten yaratık diplerden, o terminatördeki cıva adam gibi, yokluktan oluşmuş gelmiş. Çomakla dürtemezsin. Bi de arkadaşına ‘bak hele bak, hehe mehe’ diye taşak geçemezsin.
Yani bu mallık senin de değil, senaristin işte. Komik karakter yaratmak bu kadar kolay mı lan?

Diğerleri desen garip taştan kafa getirmişler içerden, inceleyelim derken patlamış yeşil yeşil sıvılar her yerde. Yine genişlik, lakayıtlık. Elini yüzünü silip devam edemezsin kurcalamaya. ‘Arkadaşlar bu patladı yenisini bulucaz’ de, bir yeni planını yap. Ayrıca bi şaşır adam gibi, şokunu yaşa. Belki patlattın tanrıyı, al, noldu şimdi? Ağla dur başında, dağlara taşlara bağır elin gezegeninde.
Ayrıca 2 yıl kapsülde geldiniz oraya, eskiden ne güzel çıplak gidilirdi bu yolculuklara, ne öyle sarınmışınız tüllere, nerde doğallık, nerde samimiyet? Yok. Rtüğe kurban gitmiş hep. Bir de gözümden kaçmadı, sırf erkekleri ameliyat eden bir alet yapmışsınız gemiye. yani ormanda doğurabiliyor diye bi cinsiyete bu kadar yüklenilmez, bi yara bandı alaydınız bari. Şileye denize inmiyosun, ışık hızıyla yol geldik o kadar. ‘Gelecekte sadece erkekler önemli olacak’ önermenizi de aynı senaryo özürlü gruba bağlıyorum ayrıca, ‘gelecekten teknolojiler ekleyelim, bilim kurguda lazım’ deyip sıçıp batırmışsınız resmen.

Ayrıca kurgunu milyon dolara yaptırmışın, efektini kepçe kepçe koymuşun da, o ne biçim uzaylı gemisi lan simit gibi. Olum azcık aklınız çalışsın, xrayden içeri bakan uzaylı içi boşluklu alete biner mi, mekândan zarar eder mi lan? Hayır, başı kıçı belirsiz rota almaz o alet. Döne döne ziyan olur uzayda. Tamam kütahya porselen şeklinden kurtulmaya çalışmışsınız evet, çok güzel çıkış noktası ama olmaz. Simite binmez uzaylı. 2 kere 2 dört bu.

Bir de.
Cidden bütün holivuda sesleniyorum. Yani binlerce yıldır filmlerde bir şeyleri birilerinin üstüne düşürdünüz; dev ağaçlar yıkıldı, Eyfel kulesi devrildi, dinazor üzerinize koştu da, bi kaçamadınız lan şunlardan. E dümdüz koşuyonuz çünkü. Yani holivud, sen kuantumla falan uğraşan bir milletin ürünüsün, bir sanatısın. Bak kurban oliyim. Üzerine devasa simit gibi gemi düşüyorsa havadan, dümdüz koşmazsın, bi çapraza gidersin ki ölmeyesin. O ortamda bir robotun kafası çalışıyordu galiba, o da hinlik peşinde. Zaten içirdi mikroplu uzay sıvısını rezil etti koca projeyi. Uzaylıyı buldunuz, dünyayı yok edecekmiş çıktı.
Uzaylının da çok skindeydi afedersin. Ya bu uzaylı niye kendi işine bakmıyor hiç diye düşünürdüm hep, o gezegeni görünce aydım. Adamların meşgalesi yok. O kurak, çorak ortamda naapsın adam; habire dünyayı patlatayım, planlar bir şeyler. Hâlbuki ekiceksin oraya iki sıra domates, bi sıra salatalık, oh. Bağ bahçe ne güzel, uğraş dur. Kafana da koydun mu hasır şapkayı, senden kralı yok be uzaylı.

Ama sana bunları anlatacakları, torba torba gübreyle gelecekleri yerde hala;
‘Niye yaptın? Niye yarattın bizi? Neden? Anlat!’
‘Eeeh yaptıysam yaptım arkadaş, elimizde sıvı vardı indik dünyaya, döktük dereye ordan can çıktı işte. Hücreler falan şeyoldu, ne bilelim yani. Bi deneyelim dedik, insan çıktı. Ne bela oldunuz arkadaş. Yürü işine bak ya. Başka gezegenleri çöz, altın oranı anla, güneş sönünce napıcaksın onu düşün yani. Ne geldin bana musallat oldun. Bu işte. Tamam. Şimdi git namaz mı kılıyosun, mum mu yakıyosun kilisende napıyosan, yürü kendi gezegeninde yap. Bak robot ne güzel duruyo sessiz sessiz yanınızda, hiç bişey diyo mu? Onu da sen yarattın, gelip darlıyo mu seni, ‘beni niye yarattın?’ diye sabah akşam uyluyo mu? Robot çok mu lazımdı? Yook. Yapabiliyodunuz yaptınız işte. Bizim elimizden de bu geldi, yaptık.
Hadi herkes gezegenine arkadaş. Şov bitti. Uzaylıyı da buldunuz, gördünüz, bu işte. Hepinizden de yakışıklı, karizmalı, boylu boslu.
İyi taam hadi patlatmıyorum da gezegeninizi korkmayın. bişey yok. Taam hepinizi de cennete aldım taam. Yaşa sonsuza kadar. Gidin anlatın şimdi, konfetiler falan. Ben bakıyorum burdan, bin gemine uç. 2 yılda geldin zaten. Olum ömrünüze yazık değil mi lan? İnemediniz zaten kocaman ovaya, bi saat dolandınız havada gördük. Gelişince gelirsiniz hadi. Olaysız dağılın şimdi. Kafa açtınız akşam akşam.’


10 Nisan 2012 Salı

Aç gözünü bilim! Ay dünyaya düşebilir!



‘Düşmez, raadolun’ diyor bilim âlemi. Kozmik enerjiler, çekim yasaları, etki tepkilerle kanıtlıymış bu durum. Ama tam ikna olmadım ben. E çünkü insan mahlûku dünyanın sistemleriyle oynayıp oynayıp, o mükemmelimsi işleyişe çomak sokabiliyor sürekli. Kendini bilmez takılıyoruz biz çünkü. Öyle seviyoruz. İcatlarımız mucitlerimiz sağ olsunlar, oturduğumuz yerden ozon tabakasını deldik. Yapmadık mı? Yaptık.
İnançlar konusunda bile böyle şuursuzduk hatta; bir gök tanrı dedik, bir güneş tanrı dedik. Ekmek, su, yün çorap tanrısı, bir yere varamadık. Bir ara hepsini bağrımıza basar gibi olduk, hepsi kendi işiyle ilgileniyordu, uzmanlaşma vardı, bir işimiz oldu mu ilgilisine başvuruyorduk falan. Tam bu sistem biraz daha hümanist, doğadan bir tavır takınmışken; Bir anda biri çıktı bu sefer; ‘ben tek tanrıyım, bi ben varım, diğerlerini boşver kanka gel sana bana bak’ dedi. Ve direk sattık o kadar tanrıyı. Hepsini birden hem de, hiç düşünmeden baya satışı koyduk güneş tanrısına, afrodite falan.

Düşününce mitoloji çok ilginç bir alan, kafamıza göre var yok diyoruz, kabul götürür bir hukuku var, değişik. Hâlbuki bas hepsini bağrına, hepsini sev dimi? Kırma yani kimseyi. Ama işte o satışı koyduğumuz gün lanetlendik bence. Ben haklı çıkarsam çok net yapıştırırım cevabı, ben demiştim derim. Yeminle ben zeus’unu, dionisos’unu ayrı ayrı sevdim, gücünü doğasından alan tanrıya sempati duydum hep derim.  Haklı çıkmazsam, Zeus falan cehennemde olabilir tabi, ama sıkıntı yok çünkü Einstein, Michael Jackson, Ghandi, ve tabi ki John Lennon, hatta Elvis Presley falan da orda olacaktır. Yani ne kadar karizmatik, zeki, süper ilginç adam varsa çok muhtemel karşılaşacağız. E biz de napalım Einstein’la teori kasar, Michael Jackson’la moonwalk yaparız. Ben organize ederim herşeyi.

Machievelli’ye biraz hak veriyoruz demek ki bu noktada, kendisi ‘insan çıkarı olursa satar, pis bir mahlûktur’ derken haklıydı belki de. Doğasını, tanrısını satan bugün gelir seni beni satar, satmıyor mu? Satıyor. Al, hepsi tarihte gizli işte. Doğa ana falan da utanıyordur bizden kesin. Gerçi biz yok olursak doğa 50 yılda kendini eski haline getirebiliyormuş, onu öğrendim de ferahladım. Çok sallamıyordur o yüzden, geniş takılıyordur. Biz de tüm enayiliğimizle ozonu yırtalım, buzulu falan eritelim. Yarın öbür gün ay’ı düşürmeyeceğimiz ne malum. Ve düşse mesela nerelere düşer? Lokasyonlar belirlensin, önlemler alınsın.Düşerse nükliycez mi direk, napıcaz?
Kimse de merak edip araştırmamış. Bilim düşmez dedi tamam da, bilim de oturmasın, yeni sorular sorulsun. Bak yine benle irtibata geçmen gerekiyor sevgili bilim. Ama ne bir telefon, ne bir faks, ne bişey. Geçen okudum dünyanın fizik kuralları değişiyormuş, yani yer çekimi, o bu. Sabit değilmiş hiçbiri. E yarın bir bakarsın sayko bir kozmetik ürün çıkar, mc donalds köftesini labarotuarda yaratır, petrol çıkartırken dünyanın sismiğiyle oynanır falan, ‘yukarda duruyor, ay aşkım ne şirin’ falan dediğin gök cismi, küt der iner aşağı valla. Az önce baktım, Ay’ın çapı 3460km imiş. Dünyanın 4te biri kadar. 200 ülke olsa, nerden baksan 50-60 ülkeyi ilgilendirir yani. Ayrıca 4buçuk milyar yıllık yaşlı bir küre bu, ve tüy gibi de hafifmiş dünyaya göre. İki seyirir olduğu yerde, çıt eder kopar yörüngeden. Uzaya uçsa gitse yine iyi, oturur valla üstümüze. Sonra yok yenidünya düzeniymiş, illüminatiymiş falan toptan yalan oluruz bak. Hatta büyüklüğü ve ağırlığı falan öylesi bir etki yaratabilir ki dünyaya güm diye vurduğu gibi, direk yarabilir ikiye. Yumurta sarısı gibi güzelim magma akar gider valla.

Bir de düşün o kocamanlığı, hayal et bi.
Ben yapamıyorum bazen.
Mesela güneşten daha büyük bir şey yok gibi sanki.
Hayır biliyorum da, kozmozda saçma sapan, ayı gibi gezegenler var ama düşünmeye çalışınca beynim sıkıntıya giriyor. Almıyor kafam. Hele ki ölçeği böyle hızlıca yukarı çekerken börtü böcek falan geliyor aklıma, sistem hepten kitleniyor. Kapayıp açmak zorunda kalıyorum, yalan değil.
Herhalde o ilkokul uzay maketleri yüzünden oldu bu. Bir de küçük prens yüzünden olmuş olabilir. Velet duruyor gezenin üstünde, tek kişi ancak sığıyor falan. Onun sayesinde bir gezegene gidildiğini düşününce, herkesin gözüne 10 dk da turlanıp bitecek gibi, kenarında durursan uzaya düşme ihtimalin olan yuvarlak krater geliyor. Ben buna psikolojide ‘küçük prens etkisi’ diyorum. Bozulduk küçük prens. Gezegenleri anlayamadık hiç. Senin yüzünden uzay bi garip.

Bir de aya yerleşicez falan diyorlar, yolculuklar yapılsın, şehirler kurulsun falan.
 Zaten bu aralar Ay hayvan gibi büyük, hiç denk geldiniz mi? Garip işte, bir parlak, bir yakın falan.
Aya yerleşilmeye kalkılırsa, ben gitmem valla. O iş sakat, çok ciddiyim yani.
Bir gider bakarım, şöyle yere bi vururum ayağımla pat pat, bir eğilir sesini dinlerim.
Sonra da ‘Ay düşeceeğğğk’ diye bağırır, kaçarım ordan.
Kimse de tutamaz beni. Koşarken kenardan uzaya düşersem, o küçük prense de selamımı yollayıverin. Canına sıçtığımın oğlanı deyin benim için. Beni de kara deliğin birinden alırsınız artık. Kenarına tutunur, ordan bakarım. Yalnız aman deyim çok bekletmeyin, kara delikten mayalı falan çıkar, bişey der, dil bilmem kem küm ederim, ayıp olur. 
Uzayda yer çekimi falan da yok, gerilirim ben.





2 Mart 2012 Cuma

'Olum resmen olgularla destekledik' M.Cerit


Size biraz ceritten bahsetmek istiyorum.
Cerit'in en önemli özelliği bıyıkları ve yeşil kazağıdır. Yeşil kazağı onun herşeyidir.
Bir cebi yırtıktır, özellikle dikmez.
Akşamları kazağını çıkarır, dikkatlice kütüphanesinin bulunduğu odaya götürür, kitaplardan birine dokunduğu anda gizli bir bölme açılır, bölmedeki cam kutu, müzik ve ışıklar eşliğinde belirir. Cerit, kazağını o cam kutuda muhafaza eder. Bu sistemi batman'e bizzat hediye etmiştir.
Bir kazağın ihtiyaçlarını herkesden iyi bilir.
Cerit bir fenomendir.
Herşeyle ilgili elbet bir diyeceği vardır.
Bu diyeceklerine karşı çıkan olur ise, kısa ve etkili bir kahkahanın ardından sabahlara kadar tartışacak enerjiyi toplamıştır bile.
Cerit, msn kullanır.Gönül bağı vardır.
Msnleri kurtarma derneği kurucusu ve asil üyesidir.
Buluşları vardır. yapışları yoktur. icat eder, yapmaz. piçliğine ortaya atar fikri gider.
Sigarasını sararak içer, üşenmez.
Cerit işine gelen şeyleri unutmaz, gelmeyenleri ise her zaman hatırlar.
Eski türklerdendir, şamandır.
Bilimin dostu, björkün sevgilisi, ankaralı turgutun düşmanıdır.
Çizgiroman sever, sevdirir.
Analizler yapar, tespitler herşeyidir.
Overlok makinesi ayağına geldiğinde ona haddini bildirendir.


Bir cerit partisi vermeyi düşünmüştüm. hepimiz yeşil kazaklar giyecek ve bıyık bırakacaktık. Şamanik dansöz oynatacak, kuantumlu pasta yiyecektik.
Sonra çok üşendik; msne girip, feysbuktan bahsettik.




12 Ocak 2012 Perşembe

Bence çok mantıklı: 'Masa Teorisi'



Masa teorimi anlamanız için, size kuantum denen müthiş şeyi kendi sistemimle anlatıcam şimdi. Korkacak bir şey yok, başlıyorum.
Şimdi kuantum çok acayip. Bunu bil bir kere. Öyle yer çekimi gibi, dünya yuvarlakmış gibi kabul etmesi kolay değil, insanın beyni dönüyor valla.
Şimdi. Peygamber sabrına sahip bilim adamlarımız; sabahtan akşama kadar atomu inceliyorlar tamam mı? Einstein  ‘4. boyut zamandır’ deyince atomun dibine kadar baktılar. Ama bişey bulamadılar çünkü içi boş çıktı. Atomun % 99’u boş yani. O boşlukta bir enerji buldular ama nedir ne değildir ölçüp biçiyorlar işte. Bir de deney yaptılar, çift yarık deneyi. Atomu yolluyorlar bir yarıktan içeri, ne şekil çizecek diye; biz bakınca başka şekil çiziyor, bakmayınca başka. Yani incelemeye kalktığında başka davranıyor atom, piç anlıyo mudur nedir, bir garip. Ama ona bakışımızdan etkileniyor işte bir şekilde.  Hatta nasıl baktığımızdan bile!

Bak hatırlarsın, yılların deneyi vardır. Adam suya her gün ‘seni seviyorum’ demiş, su kristalleri güzelleşmiş. 'Allah belanı versin’ demiş, kristaller tipsizleşmiş. İşte o deneyi de bağrına bastı kuantum. ‘demek ki, su atomları da bu düşüncenin niyetinden etkilendi’ dedi. Her şey bilimde yerine oturmaya başladı.
Tibetli rahiplerin binlerce yıl önceki ‘önce istemek ve niyet gereklidir, düşünceyle her şey olur’ triplerine gülüp geçiyorduk.  Bir anda dünya bilimi, ölçüp biçtikleri atomun davranışlarını anlamaya başladı ve ‘hasktir adamlar bişeyleri (nasıl olduysa) daha adam gibi bilim bile yokken anlayıp fikirler üretmişler’ deyip, gözlerini doğuya çevirdiler.   

Atomun bu sayko davranışı başka mantıklarla falan test edilince, bir dünya şey sapır sapır kanıtlandı tabi. Başka paralel evrenlerin varlığı, zamanın tek boyutlu olmadığı, başka boyutlarda başka zamanlarda,  başka bizler olma ihtimali falan. Yani farklı bir yerde ben şuan belki de çok zenginim. Belki de aranızda beşer milyon toplayıp bana verdiniz. Olasılıklar sonsuz. En dandik paralel buysa baya sinir olurum gerçi. Düşünsene milyonlarca  alternatif var, aklı yürür adamın.
Ayrıca, biz de atomuz, full hem de. Beynimiz atom, ciğerlerimiz, her yerimiz atom. Ve onlar da bakışlardan sürekli olarak etkileniyorlar.  Aynada kendine bakıyorsun mesela, ‘çirkinsin’ diyosan sıçtın. Etkileniyor kaşın gözün yapma bunu. Bu sefer başlıyor iyice kırışmaya. ‘götüm kocaman’ diyosan eyvah bütün yağlar oraya yığılmaya başlıyor. Hepsinin içinde can var o atomların ‘süperim’ diceksin, dedikçe atomlar keyiflenecek. Oh diycek. Sen ona neşe verdikçe o daha da güzelleşecek. Yılların ‘sev kendini, sev kendini’ dedikleri buymuş işte.

Hadi kendi bakışını geç, milletin bize bakışları n’olacak?  İyi niyetinden de kötü niyetinden de etkileniyoruz hep. Hani böyle okula girersin, yirigöt karının biri gelir ağzını yavşata yavşata ‘ay bugün çok kötü görünüyosuğn noğolduuu?’ diye sorar. Hani hiç bi bok olmamışken moralin bozulur da harbiden günün kötü geçer ya. İşte o puşt atomlarını bozdu senin orda ‘üzüldük la’ dedi buruldu atomlar. Daha beter şeyleri çekti üstüne. Uzak durucan öyle adamdan da karıdan da. Habire şikayet edenden de uzaklaş. Sıkıntı hep bunlar valla uğraştırırlar adamı. Nazar boncuğu geleneğinin temelleri de buradan zaten. Tibetli rahip kendince bir şeyler bulduysa daha bilimlerden önce, bizim de şaman’ımız var evelallah o da bir şekilde doğayla falan yakınlaşıp bunu bulmuş. O bakıştan korunalım diye çıkarmış. Korur mu korumaz mı garantisi yok, ama etkilendiğimiz net artık. Her şey de böyle çılgıncasına birbirine bağlı işte.
Bir de düşüncenin temel maddesini falan bulmaya kasıyor adamlar, neyden oluşuyodur diye. Hatta daha da ileri gidip her şey ve herkes titreşimdir diyen var. O %1 kütleyi de saymıyor bazısı, öz denen şey madde değil titreşimdir diyen, kuantumu da skip atan başka bir teori var mesela. Bilim aldı yürüdü yemin ederim, ben hala lisede palangalar da kalmışım resmen.

Ya nasıl bişey bu düşünsene; %99u boş! E ben kolumu falan tutuyorum gayet katıyım yani, hiç öyle boş falan değilim. ‘Boşsun’ diyor adam. Hatta ‘nerdeyse yoksun’ diyor. Ve mesela atomlar birbirine asla değemezmiş aradaki kuvvetten dolayı. Yani adam ‘hiçbir şeye dokunmadın hayatın boyunca’ diyor, bardağa kaleme hiç değmedin. Hepsini bilimle çatır çatır kanıtlaya kanıtlaya diyor bide kaçamazsın da bundan.  Ben de şuan klavyenin tuşlarına değmiyorum mesela. Dokunma anındaki hislerin hepsinin beynimizde düşünce olarak oluştuğunu söylüyorlar. Biri yumruk attığında duyduğun acı mesela aslında yok. Hani böyle bazen öyle sinirlenirsin ki gözün görmez hiçbir şeyi, anana babana laf ederler falan dayak yersin hissetmesin, ağızlarına sıçarsın da kavga bitince bir anda gelir acısı, algılayınca gelir. Veya böyle çok kritik bir anda kurşun yiyip acısını duymadan devam eden askerler vardır, aynı mantık. Ha hatta Osmanlı’da bir adam vardı. Normalde kaldıramayacağı bir gülleyi kaldırıp topa sürmüş de, düşman gemiyi vurmuş indirmiş savaşta. Nasıl yaptın demişler ‘bilmiyorum ki bir anda oldu’ demiş, sonradan yapamamış. İşte kuantum field*’da dolaştı o adam, bir an fizik kuralları işlemedi o adama.
İşte onlar zaten hiç yok diyor kuantum. Sen kafanda ona şartlandığın için var diyor, bütün zorluklar. Valla babam ‘her şey kafada biter kızım’ derdi de bu kadar beklemiyorduk be bilim.

Hala her kısmını kafam almasa da bilimin sonunda eğlenceli bir şeyler çıkarmaya başladığına çok mutluyum. Baksana adam başka paraleller falan diyor. Gayet süper bunlar. İyi ki yetiştik şu günlere. Hiç ölmek istemiyorum inanır mısın? Hayır, ‘hepimiz ölsek tamam da, bi ben ölünce çok sinir’ demişti bir arkadaş valla doğru. Ben ölünce bilim daha süper şeyler bulacak, onlara hiç bakamıycam o çok gıcık. Ama ölmiycem bak ben, kesin, görürsünüz. Her gün aynada atomlarıma gaz veriyorum canlarım benim diyorum. Zaten araştırdım baktım, antik şamanik garip yöntemler biriktiriyorum falan. Şöyle 1000 yıl daha yaşarım kesin. Gerekirse Tibet’e kadar gider, öğrenirim.
Gelelim masa teorisine;
Ben bunları öğrendim, ve  düşünerek, bilinçli bir şekilde masaya dönüşebileceğimizi buldum. Madem atom benim bakışımdan etkileniyor. Düşündüğüm şeyin titreşimini değiştirebiliyorum. O zaman düşünerek masaya dönüşürüm dedim. E nasılsa her yerim atom yani özü aynı şey, biliyoruz. O atomların bir kısmı beyin, bir kısmı akciğer olarak çalışmasın, direk hepsini düşüneyim böyle kitleneyim, masa atomuna çevireyim hepsini. Madem esas olan şey madde değilmiş, içindeki boşluktaki şeymiş. Titrettireyim boşluğumu dönüşeyim masaya. İletişimimizi kuvvetlendiricez atomlarımızla sadece, dilinden anlar hale gelince de hop, masa! Neden masa, neden bir armut değil derseniz. Bilmiyorum bi insanın dönüşebileceği en imkânsız şey masaymış gibi geldi ondan. Bir de kuantum desenli masa örtüsü alırım kendime, mis. Olur bence niye olmasın ki. Her türlü fizik kuralına uygun bu şu an. Kanıtlanmış edilmiş, bilim arkamda aslanlar gibi.

Bak gülüyorsunuz da olacak bunlar hep,  shapeshift* partileri yapıcaz. Ben 1000 yıl falan yaşayacağım için katılıcam hepsine. Kimisi peçete olup gelecek, kimisi mandalina, ben kalemtıraş olucam mesela.  Çok eğlenicez valla bak. Dediydi dersiniz.

Bu konuda gördüğüm en harika belgeselin linkini de veriyorum. ‘Ne biliyoruz ki?’ diye çevrilmiş. Aslı ‘what the bleep do we know?’ http://www.youtube.com/watch?v=OtCQHuEh6GI
O ‘atom biz bakınca başka davranıyormuş’u kanıtladıkları çift yarık deneyi de burada:    http://www.youtube.com/watch?v=q3H7wR_IR3w
Kuantum’un ne kadar efsane bir şey olduğunu anlatıyor hepsi, fazlasıyla sade ve net. Televizyonda ne izliyorsun deyince ‘hep belgesel.. ’ demeyi biliyorsunuz, al izle işte mis gibi.

Bilinmeyen kelimeler*;
Shapeshift:  Vücuden şekil değiştirme (Harry potter’dan hatırla )
Kuantum field: Kuantum çılgınlıklarının olabildiği boyutumsu alan.





27 Ağustos 2010 Cuma

Diğer boyutlarda ben


Geçenlerde öğrendim ki, bir teori insanların yapmadığı her seçimin uzantılarının başka boyutlarda yaşandığını ve mesela farklı farklı hayatlar yaşayan benlerin diğer boyutlarda takıldığını söylüyormuş. Eğer öyleyse muhtemelen diğer boyutlardaki benler disneylandı görmüş, Prag'da absinth içmiş, las vegasta parasını 3e 5e katlamış ve de beyaz kumsallarda güneşlenmiş denize falan girmişlerdir ve hatta da okyanuslarda yunuslarla dalışlar gerçekleştirmiştir. ve bu boyutlardan birinde eğer zaman makinası bulunduysa, o ben de dinazorlardan kaçmış, İngiltere asilzadeleriyle kabarık elbiseler ve göğüs dekolteleri arasında çay hüpürdetmiş, Romayı Romayken görmüş ve sokratesciğimle sohbet muhabbet gününü gün etmiştir. Hiç sıkılmıyolardır ibneler.

Bir de bu boyutta takılan ben e bakalım; okulunu bitirdi, geziyor tozuyor fakat öyle über ilginç bişey yok. para da yok zaten. o kadar sinir oluyorum ki en dandik boyuta ben düşmüşüm demek ki. başka benler gününü gün etsin ben burda sıkılayım aksiyonsuz hayat yaşıyayım. ulan en azından bi zombi salgını olsaydı ya da hadi onu da geç şu jackie chan ayağıma kadar istanbula geldi, onu da göremeden bi naber diyemeden gitti. bak hepsi üst üste aklıma geldiler şimdi iyice darlandım.

Bu dediğim şeylerin çoğu için kaç para gerekir diye hesaplamaya giriştim geçen gün, yok dedim biriktir biriktir nereye kadar, olacak iş değil. bir de bu boyutta işler çok yavaş ilerliyor, yani burdan diğer boyutlara atlama teknolojisine de ben yetişemem, bu da bir gerçek. demek ki hem burda sıkışıp kalmışım hem de ben olacak diğerleri bana bilim yoluyla selam yolluyolar. En azından keşke haberini almasaydım şu diğer boyutların iyice çekilmez oldu buralar.

Son bir ümit olarak bu istediğim şeyleri cennette istemek var. Mesela 'ben hep çok iyi bir kız oldum, şimdi brontosaurusun üstüne binicem öyle dere tepe gezicem.' yada 'şimdi de Da Vincinin yanında bitivereyim bakayım napıyo eciş bücüş, tarihe tanıklık edeyim' işte ben böyle takılmak istiyorum eğleneyim, aksiyon yaşayayım, gizli kapaklı şeylerin peşinden koşayım. bunları bana verebilecek şey cennetse ve cennet yoksa, yada varsa bile böyle yeşilin doğanın içinde şelale başında oturup kitap okunan biyerse gerçekten çok sinir olucam ve ölümden sonraki hayatımı sinir sahibi bir insan olarak geçiricem.

Bir son ümit daha mayalarda, şu maya takvimi 2012 diyor, kıyamet diyor ya kimisi onu kıyamet değil de boyut değişimi olacak şeklinde yorumluyormuş. öyle ise diğer boyuttaki hayatımı en süper şekilde yaşarım vallahi, hatta bilim insanı olur uğraşır didinir mayalara samimi bir teşekkür mektubu yollamaya da çalışırım.Eh birşey de kalmadı 2012ye yetiştim, gençliğimin baharındayım, vallahi ilaç gibi gelir şimdi yeni boyut!!