1 Aralık 2010 Çarşamba

Arkadaşım, sen neyin peşindesin?

Bankam beni kara listeye almıştı. Okul çıkışında bankaya gittim, parayı bankamatikten ödeyeyim derken makine kartıma el koydu. Sinirlenerek bankaya giriş yaptım, sıra aldım ve beklemeye başladım.  Sinir ve stresim had safhadayken onu gördüm. Bankanın ortasında volta atıyor, zaten düzgün olan broşürleri daha da düzeltiyordu. Bankanın güvenlik görevlisiydi o. 
Kendisi 45-47 yaşlarında, uzun boylu, normal kiloda, biçimsiz vücutlu, kel ve gözlüklü bir adamdı. Yüzündeki en belirgin şey, alnındaki iki derin çizgiydi, hatta çizgi değil adeta birer yarık, birer kanyondu onlar. Bir miktar izledikçe çizgilerin nasıl oluştuğunu anladım, bu adamın kaşları sürekli olarak çatıktı. Sürekli suratında tatminsiz bir ifade, bir mutsuzluk,  bir ‘ne saçmalıyorsunuz siz?’ bakışı hâkimdi. Bu kadarı onu seçmek için yeterliydi, ondan iyisini mi bulacaktım sanki. Hemen ufak bir not defteri çıkarıp, ağırdan bir şeyler çiziktirmeye başladım.
Hedefim elleri arkasında kavuşturulmuş olarak bankayı dolaşıyor, arada da tüm kağıtları inceliyor, broşürler konusunda ise simetriden simetriye koşuyordu. Ya bir düzen hastasıydı bu adam ya da çok sıkılıyordu. Bankanın ortasındaki masasına oturdu, gazete okumaya başladı, gazeteyi görmeliydim. Bu önemli bir bilgiydi. Yerimden kalktım ve masasına yaklaştım, beni fark edince çerçevesiz gözlüklerinin üstünden bana baktı. Hemen kafamı kasalara çevirip, gözlerimi kısarak ‘benim sıram gelmedi mi ya?’ bakışı attım. Önüne döndü. Gazeteyi göremeden katladı ve çöpe fırlattı. Altında metal konstrüksiyonla alakalı bir dergi vardı. Bina iskeletleriyle dolu bir sayfaya neredeyse iki dakika boyunca baktı. Bu ilgi alanı bana orijinal gelmişti.  Dergiyi ilgiyle inceliyordu, fakat ilginç olan adamın hala suratsız oluşuydu,  önündeki kâğıt parçasına bile gıcık olduğu belliydi, içten içe bir gerginlik seziliyordu. Parmaklarına baktım yüzük yoktu. Demek ki ya bekâr ya da belki boşanmıştı. Stresi ve herkese güvensiz bakışları böyle açıklanabilirdi. Belki de broşürler gibi mesleğini de fazla ciddiye almış, strese girmiş olup, her müşteriye potansiyel bir tehlike olarak bakıyordu. Artık iletişim kurmalı, en azından sesini duymalıydım. Yanına gittim ve ‘bankamatik kartımı yuttu da..’ dedim. Şu bayanla konuşun dedi. Mecbur o tarafa gittim, adamın gözünden kaybolduğumda biraz bekleyip döndüm. Bu noktada ödevim için çıkarımım şuydu; adam konuşmayı pek sevmiyordu, fakat birkaç dakika sonra bu çıkarım; adam şarkı söylemeyi seviyor olacaktı, çünkü kendi kendine bir türkü mırıldandığını duymuştum. Bu cesaret istiyordu, hoşuma gitmişti.
Yaklaşık beş dakika sonra adam kapıya yöneldi. Güvenlik çıkıp nereye giderdi ki? Görevi buradaydı. Arkasından gitmeli miydim? Kasalardaki sayıya baktım bana 2 kişi vardı, sıram her an gelebilirdi! Kara liste mi? Sonkan hoca mı? Bir seçim yapmalıydım, durdum ve ‘Eeh! Bırak şimdi’ dedim! ‘bırak kara listeyi falan, adam ilk defa görevi dışında bir şey yapıyor, peşinden gitmeliyim.’ Ve sıra kağıdını buruşturup yere fırlatarak çıktım o bankadan. İlk kısım gerekli değildi ama kaptırmıştım kendimi. Peşinden gittim, hayır sigaraya çıkmamıştı, istiklalde aşağıya doğru yürüyordu. Bir ayakkabıcıya girdi. Ben dışarıdaydım. Biriyle selamlaştı ve ondan eczane poşeti  gibi bir şey aldı. Çıkıyordu, hemen ordan kaçmalıydım, bankaya koştum. 193! Sıram gelmişti! Kağıdım, kağıdımı bulmalıydım, attığım yerde duruyordu, yerden aldığım gibi kasaya koştum, ve o lanet borcumu ödedim. Kasadaki adama söyleyeceğimi söyleyip,  nutuğumu attıktan sonra tekrar iş başındaydım. Hala dışarıdaydı, bankanın önünde aynı adamla konuşuyordu. Yanlarına gittim bankanın camına dayandım ve çantamı karıştırmak suretiyle kamufle olmaya çalıştım. Dedikleri zar sor duyuluyordu ama, ayakkabıcı şunları dedi; ‘ benim çok işime yaradı, hanım da memnun, çok inceleme içini suya karıştır iç’. 
Adam içeri girmişti, bense dışarıda bekliyor, içeriyi dikizliyordum. Bankanın saksıdaki çiçeği sayesinde bir miktar kamufle olmuştum fakat mavi saçlarım hiç yardımcı olmuyordu. Ayrıca bu ne biçim güvenlik görevlisiydi, mavi saçlı, acayip bir kız elinde not defteriyle, bir şeyler yaza yaza neredeyse bir saattir içeriyi gözetliyor, adamın ruhu duymuyordu. Aklı başka bir yerdeydi belli ki! Tekrar iletişime geçmeli, içeri girmeliydim. Acaba tekrar sıra numarası alıp içeride otursa mıydım? Negatif! Banka kapanmak üzereydi, kimse yoktu, ortada kalırdım. Ayrıca tanınır ve şüphe çekerdim, kılık da değiştiremezdim çünkü Hollywood filminde değildim.  Kendime gelmeliydim bu sadece bir ödevdi fakat gizli görev kimliği çoktan bünyemi sarmıştı. Kapıya tekmeyi basıp, içeri girerek ‘FBI’ diye bağırmak istiyordum.
HEDEF: Güvenlik görevlisi.
FİZİKSEL ÖZELLİKLER: 1,80 boy, kel, gözlüklü, zayıf.
Peki ya ismi ne olabilirdi bu adamın? Sedat olabilir miydi? Negatif! Sedat için fazla hımbıldı. Peki ya murtaza? Hayır, o da çok muhafazakârdı. Belki Osman, ama hiçbir Osman metal konstrüksiyonla ilgilenmezdi bana göre. Bu duruş, kimseye güvenmeyen el kol hareketleri, gözlerdeki ‘sen neyin peşindesin?’ bakışı… ancak bir Nevzat, bir Ekrem olabilirdi bu adam.
Bekâr, mühendis ruhlu, cinsel hayatı problemli bir Ekrem. Özel güvenlik Ekrem.
Artık bu işe bir son vermeliydim, fakat önce son bir kez içeri girecektim, cam kapıya tıklattım. Ekrem kilitli kapıyı açtı, bakıyordu, ‘şey içeride bilekliğimi düşürmüşüm de bir bakabilir miyim?’ dedim. Yine cevap vermedi,kapıdan çekildi. Yalandan aranıyordum. ‘Nasıl bir şeydi?’ dedi. ‘ee kem küm, gümüş, düz bir şeydi’ dedim. Bu cevap hoşuna gitmedi. Ekrem yerlere bakınıyor bense tam bir sapık gibi erkemin üstüne başına bakıyordum.  ‘Yok’ dedi. ‘Sağlık olsun’ dedim. Cevap vermedi, çıktım. Dışarıda elim ayağım titriyordu. Tam bir sigara yakmanın vaktiydi fakat ne yazık ki bırakmıştım. Bu kadar heyecan bana yetmişti, çok da acıkmıştım, fakat görevi bırakmak istemiyordum. Adrenalin her şeydi. Bir karar vermeliydim, ya kendime ‘donut ve kahve’ alacak bir yer bulacaktım ya da buradan gitmeye karar vererek Kızılkayalarda  ‘ıslak’ yiyecektim. Bir anda ıslak hamburger düşüncesi beni içinde bulunduğum bu illüzyondan kurtardı. Her insan vücudu gibi benimki de lezzetli yiyecekler karşısında kayıtsız kalamıyordu. Islak hamburgeri seçtim ve erkeme son bir kez bakarak oradan uzaklaştım. Senin haberin yoktu Ekrem ama ben oradaydım ve senin peşindeydim.

sorbeniustana not; dışarı çıkıp herhangi birini gözlemleyip, sonra da hakkında yazı yazma çalışmasıdır. bu çalışma devam edecektir. Yeni hedefim olmak isteyenler; yorumlar kısmına iş,okul, ya da ev adreslerini bir vesikalık fotoğrafla birlikte bıraksınlar sonra da bütün evrakları 3. kattaki nebahat hanıma kaşeletip,  asansördeki salih beyin selamını alarak uzaklaşsınlar. orada zaten kime sorsalar gösterir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder