Bu Prometheus'u izlediniz mi?
Bir grup eleman hayatın başlangıcını arıyorlar, bi gezegene gidiyorlar, orda uzaylıyı arıycaklar da soracaklar; İnsanı sen mi yaptın? Niye yaptın? Yapanı gördün mü? falan. Uzaylı da sanki ‘buyur otur, her şeyi anlatayım’ diyecekmiş gibi. Uzaylı ya sonuçta medeni olacak. Belki senden benden öküz, bilmiyoruz.
Gerçek şu ki, holivud sikko bir filme daha teyp, kamera harcamış; boşu boşuna kim bilir kaç kere 'ekşın' diye bağarmış. Bir kere senaryoyu kime yazdırdınız allasen. Sete giderken yolda ışıkçının aklına mı geldi?
Millon dolar bütçeyi aldık diye başı götü dağıtmışsınız, senaryo yok ortada.
Böyle bi mantıksız döngüler, tutarsız karakterler, güdümlenememiş amaç, biçimsiz son. Olmaz bunlar. Saldın kendini holivud, toparlan.
Öncelikle ekip niye 5 kişi. Hayatın anlamını bulmaya, allahına koşmaya gidiyosun; bir avuç adam, bir de robot. Al şunu 60, 70 kişi, nolacağı belli olmaz uzay bu. Ayrıca o elemanlarda tripler ne öyle hiç ilgisiz, biri gavur amelesi 'ben sadece para için burdayım' şekli. Hayır ne işin var o zaman burda. Hem grubun motivasyonunu düşürür o. Biraz grup oyuncuları alıcaksın arkadaşım, azıcık uzayla bilimle ilgilisini seçeceksin. 2 yıl kutunun içinde gidiyonuz, koca organizasyon yapmışsınız, robotun saç boyasını falan almışsınız yanınıza ama mekanik grup fos.
Öbür bir yer bilimci mi ne var, bi boka yaramadı zaten. Valla ben kendi başıma daha faydalı olurdum o gruba, cidden. Yer bilimcisin lan sen; bi taşa bakıcan, inceliycen, merakın olucak yani. Hırtın biri. Herkes para için gelmiş aga, yani alt metin olarak diyor ki ‘ben düşmüşüm hayat derdine, yemişim allahını da’ diyor.
Ayrıca belki allah falan çıkmıycak, hadi çıktı diyelim, mısır tanrısı çıkacak belki. O incili kalbine basmalar ne öyle, haçlı kolyeyi okşamalar 'bulucaz onu richard, bulucaz' tripleri. İyi buldun amk, ne diyceksin? Hayır, sanki dilini anlayacakmış gibi, adam gelişmişse gelişmiş, sanane. Ayrıca bi destur demeden inmişsin gezegenime, ne ayaksın belli değil, ne soruna cevap veririm ne bişey. Kovaladığım gibi gemini de arkandan tekmeler atarım uzaya. Ayıptır lan. Geliyorsun mağaramda gezip, taşımı böceğimi götürüyorsun. Oturup bi de muhabbet mi edicektim senle. Hayret bişey. Uzaylıyı da Allah yarattı demiyo mu bide, vur ağzına bi tane. Olum nası bilim bu. Kopar zincirlerini öyle bak uzaya, gezegene. Hiç düşünülmemiş şeylere açık ol falan. Ama yok, düzsün işte. Senle ne sohbeti olabilir uzaylının bu kafayla.
Hele o mağaradaki sorumsuzluk nedir öyle. Mağaraya girdin tamam güzel, cebinden aletini çıkardın süpersin, havayı bi ölçtün, aa oksijen. Hemen ne çıkarıyosun olum kaskını kafadan. Hayır bu nası bilim arkadaşım. Bi de yanındakileri de gaza getiriyo 'çıkarın, çıkarın'. Mahalle baskıcısı puşt. Valla kimse de o kaskımı alamaz başımdan. Bunun mikro-organizması var, mikrobu var, genetiği bozuk böceği var. İlk insan nebçim tedbirli davrana davrana geldi bugünlere, adamdaki genişliğe bak. Ya bugün hayvana bile gel gel diyosun da gelmiyo, nası tedbirli hayvan. İçgüdüleriyle hayatta kalıyo, senin aletin edavatın var, hala hareketlere bak.
Zaten filmde genel bir lakayıtlık hakim her dakka.
Bi kere mağarada ekibin bir kısmı mal gibi tırsıp geri dönücez deyip, dönemiyor klasik. Elin mağarasında tutsak kalıyor. Sen içerden kameralarınlan, sesinlen adama umut ışığı olacağına, ‘aman ha bişeyi ellemeyin sabaha kadar bekleyin, alcaz sizi’ diye ekibine destek vereceğine dalga geçip 'birbirinizi dürtmeyin ha gece gece' falan diye espriler patlatıyorsun. Sınırını bil biraz.
Gerçi o korkanlar senden beter. Adamın karşısına uzay yılanı, cıva gibi garip yaratık çıkıyor. Yılanı dürtüklüyor lan. Hayır denizanası görüp sudan çıkan bir tipin var senin, besbelli busun işte. Çıkmış zaten yaratık diplerden, o terminatördeki cıva adam gibi, yokluktan oluşmuş gelmiş. Çomakla dürtemezsin. Bi de arkadaşına ‘bak hele bak, hehe mehe’ diye taşak geçemezsin.
Yani bu mallık senin de değil, senaristin işte. Komik karakter yaratmak bu kadar kolay mı lan?
Diğerleri desen garip taştan kafa getirmişler içerden, inceleyelim derken patlamış yeşil yeşil sıvılar her yerde. Yine genişlik, lakayıtlık. Elini yüzünü silip devam edemezsin kurcalamaya. ‘Arkadaşlar bu patladı yenisini bulucaz’ de, bir yeni planını yap. Ayrıca bi şaşır adam gibi, şokunu yaşa. Belki patlattın tanrıyı, al, noldu şimdi? Ağla dur başında, dağlara taşlara bağır elin gezegeninde.
Ayrıca 2 yıl kapsülde geldiniz oraya, eskiden ne güzel çıplak gidilirdi bu yolculuklara, ne öyle sarınmışınız tüllere, nerde doğallık, nerde samimiyet? Yok. Rtüğe kurban gitmiş hep. Bir de gözümden kaçmadı, sırf erkekleri ameliyat eden bir alet yapmışsınız gemiye. yani ormanda doğurabiliyor diye bi cinsiyete bu kadar yüklenilmez, bi yara bandı alaydınız bari. Şileye denize inmiyosun, ışık hızıyla yol geldik o kadar. ‘Gelecekte sadece erkekler önemli olacak’ önermenizi de aynı senaryo özürlü gruba bağlıyorum ayrıca, ‘gelecekten teknolojiler ekleyelim, bilim kurguda lazım’ deyip sıçıp batırmışsınız resmen.
Ayrıca kurgunu milyon dolara yaptırmışın, efektini kepçe kepçe koymuşun da, o ne biçim uzaylı gemisi lan simit gibi. Olum azcık aklınız çalışsın, xrayden içeri bakan uzaylı içi boşluklu alete biner mi, mekândan zarar eder mi lan? Hayır, başı kıçı belirsiz rota almaz o alet. Döne döne ziyan olur uzayda. Tamam kütahya porselen şeklinden kurtulmaya çalışmışsınız evet, çok güzel çıkış noktası ama olmaz. Simite binmez uzaylı. 2 kere 2 dört bu.
Bir de.
Cidden bütün holivuda sesleniyorum.
Yani binlerce yıldır filmlerde bir şeyleri birilerinin üstüne düşürdünüz; dev ağaçlar yıkıldı, Eyfel kulesi devrildi, dinazor üzerinize koştu da, bi kaçamadınız lan şunlardan. E dümdüz koşuyonuz çünkü. Yani holivud, sen kuantumla falan uğraşan bir milletin ürünüsün, bir sanatısın. Bak kurban oliyim. Üzerine devasa simit gibi gemi düşüyorsa havadan, dümdüz koşmazsın, bi çapraza gidersin ki ölmeyesin. O ortamda bir robotun kafası çalışıyordu galiba, o da hinlik peşinde. Zaten içirdi mikroplu uzay sıvısını rezil etti koca projeyi. Uzaylıyı buldunuz, dünyayı yok edecekmiş çıktı.
Uzaylının da çok skindeydi afedersin. Ya bu uzaylı niye kendi işine bakmıyor hiç diye düşünürdüm hep, o gezegeni görünce aydım. Adamların meşgalesi yok. O kurak, çorak ortamda naapsın adam; habire dünyayı patlatayım, planlar bir şeyler. Hâlbuki ekiceksin oraya iki sıra domates, bi sıra salatalık, oh. Bağ bahçe ne güzel, uğraş dur. Kafana da koydun mu hasır şapkayı, senden kralı yok be uzaylı.
Ama sana bunları anlatacakları, torba torba gübreyle gelecekleri yerde hala;
‘Niye yaptın? Niye yarattın bizi? Neden? Anlat!’
‘Eeeh yaptıysam yaptım arkadaş, elimizde sıvı vardı indik dünyaya, döktük dereye ordan can çıktı işte. Hücreler falan şeyoldu, ne bilelim yani. Bi deneyelim dedik, insan çıktı. Ne bela oldunuz arkadaş. Yürü işine bak ya. Başka gezegenleri çöz, altın oranı anla, güneş sönünce napıcaksın onu düşün yani. Ne geldin bana musallat oldun. Bu işte. Tamam. Şimdi git namaz mı kılıyosun, mum mu yakıyosun kilisende napıyosan, yürü kendi gezegeninde yap. Bak robot ne güzel duruyo sessiz sessiz yanınızda, hiç bişey diyo mu? Onu da sen yarattın, gelip darlıyo mu seni, ‘beni niye yarattın?’ diye sabah akşam uyluyo mu? Robot çok mu lazımdı? Yook. Yapabiliyodunuz yaptınız işte. Bizim elimizden de bu geldi, yaptık.
Hadi herkes gezegenine arkadaş. Şov bitti. Uzaylıyı da buldunuz, gördünüz, bu işte. Hepinizden de yakışıklı, karizmalı, boylu boslu.
İyi taam hadi patlatmıyorum da gezegeninizi korkmayın. bişey yok. Taam hepinizi de cennete aldım taam. Yaşa sonsuza kadar. Gidin anlatın şimdi, konfetiler falan. Ben bakıyorum burdan, bin gemine uç. 2 yılda geldin zaten. Olum ömrünüze yazık değil mi lan? İnemediniz zaten kocaman ovaya, bi saat dolandınız havada gördük. Gelişince gelirsiniz hadi. Olaysız dağılın şimdi. Kafa açtınız akşam akşam.’
Bu blogu sadece hödö insanlar görebilir, diğerleri tıkladığında sayfadaki yazılar görünmez, linkler tıklanmaz olacaktır.
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Prometheus'a bi öğrenci
Etiketler:
bilim,
ceylan eren,
dünya,
hayat,
hollywood,
kuantum,
mitoloji,
prometheus,
sor beni ustana,
uzay
12 Haziran 2012 Salı
Buralar sizi de çok baymadı mı?
Sıcakları demiyorum,
hayvan gibi sıcak ama geç onu. Başka türlü bir şey var.
Bir kere her şey yasak
lan, bu nası iş?
Hani yarısı hapse sokan yasaklar,
yarısı da tam adı konmamış ama adabı-muaşeret yasakları, bir kısmı da yasak
değil ama yaparsan ayıp falan.
Bir kısım insan da bir mutluluk bulutu içinde, ‘dünya negzel ilerledi, insanlık ne
süper, canım ülkem ne müthiş’ falan şekli yaşıyor, ilerde o buluta
binip cennete yol alacak falan.
Tamam.
Tamam arkadaşım.
Yaşa kafana göre, bütün
millet onaylıyor seni zaten, paşasın.
Ama diğerleri? Ben ve
benim gibiler?
Bir takım kuralları mal
bulan kimseler napacak?
Sıkıntısız yaşamak
isteyen, soran sorgulayan, hayat derdine ‘yeter lan’ çekip, kendine yönelmek
için yer ve zaman arayanlar nolacak? Kişisel becerilerimiz kurudu gitti
lan, o kadar spermi geçmenin büyüsü kaçtı.
Ben derim ki, gelin.
Gelin adada yaşayalım.
Heybeli ada falan değil,
cidden ada satın alıp oraya mı taşınsak?
Geçen gazetede vardı,
kelepir ada satıyorlarmış. Yunan adaları, 200-300 milyar falan. ulan dedim,
kadıköy'de 2+1 fiyatına çok net ada bu.keçisiyle maymunuyla ne bileyim yeşil
muzuyla, zehirli böğürtleniyle, cangıl* işte.
Alınır lan dedim
içimden, benle gelmek isteyen de gelir.
Orda yaşarız,
istediğimiz kadar teknolojiyi de getiririz.
Zamanında insanın doğaya
hükmettiği gibi, biz de orda medeniyete hükmederiz.
Yalnız girişte sınav
var, kapıya masamı koyarım, sınavımı yaparım.
Aranan özellikler; sorup
soruşturan, bu sordukları yüzünden medeniyete kıl olan, yaşadığı yerde
medeniyet sanılan şeylere hele ifrit olan, arkadaş tartışmalarında 'skicem böyle
memleketi ha' laflarını bol bol kullanan, düşündükçe kafasını başını yiyen
kimseler. Dini, dili, ırkı yok, kafasına göre, takılan, sigarası alkolü olan,
hayvanı doğayı seven, sohbeti keyifli ve kendince yetenekli süpersonik
insanlar.
He, ugandadan eleman
alımı var mı mesela? Var. Nerden geliyosan gel kanka, burda fikir birliği
peşindeyiz, raadol.
Sınavda bir soru
sorulacak, soruya soruyla cevap vermeniz gerek, sistem bu. Ne kadar
uzatabilirsek. Böylelikle sorgulama kapasitenizin bir haritasını çıkarmış olucam.
Görüldüğü üzere patron
benim; ama içimdeki Hulusi Kentmen sayesinde korkacak bir şey
yok. İç işlerimde bağımsız, dış işlerimde yunana bağlı olurum.
Dıştan kaçmışım zaten, pek bir dış işim yok. Paşa gibi Avrupa birliği, daha da
bizimkiler didinip dursunlar. Adaya adım attığımız an bi kere, serbestliklerden
serbestlik beğenelim. Çünkü tanrı şahidimdir hiçbir şeyde sınır olmayacak.
Konuşur anlaşırız. Ben zaten ne diktatörlükten, ne krallıktan, ne demokrasiden
hoşlanıyorum. İnsan yaratığına uygun bulmuyorum hiç. Krallık bazen sempatik
geliyor ama, dedemin lafıdır, bilmediğin işe girme der, o triplerin de alemi
yok şimdi. Ben de sizle bir takılıcam zaten ama işte bir sıkıntınız olduğunda
danışmanlığınızı yaparım, ne biliyim kavgaları ayırırım, balığı paylaştırırım
falan. Zaten her yaptığımı mantığıyla açıklamak âdetimdir. Soru işareti
bırakmam kafada yani, sıkıntı olmaz. Geçen direkt şu örnek konuşuldu hatta;
misal adamın eşeği senin hıyarını mı yedi, sen de bin herifin eşeğine 3-5 tur
at. Yani adalet böyle olmalı. Hatalı tarafa ceza vereceğine, mağdur tarafa ödül
verilsin arkadaş. Ödül almak gayet de cezalandırılma korkusundan daha motive
edici bişey zaten.Temel nokta, fayda. Ortak nokta barış. Zaten senin benim
yapmayız, aynı kafada insanlarız dedik, baştan rahatız.
Biraz şamanik bir bakış
açısını da işlemek istiyorum ayrıca.
Yakınlaşıcaz doğaya,
akşamleyin bağdaş kurup denizin kokusunu duyucaz, bi sesini dinliycez. Arada
dikkat kesilicez doğaya, böceğini hayvanını tanıyacaz ki, o da bizim
oradaki varlığımıza alışacak, biz de ona.
Bence bu medeniyeti terk
etmek değil zaten, konseptini değiştirmek.
Ve bence doğaya
yaklaştığı için insana en uyumlu.
Ayrıca insanları
ırklara, milletlere göre gruplamak, ülkeleştirmek bir işe yaramadı. Görüyorsun.
Yani insanlar o milletten olduğu için gurur duyuyor falan, sen mi seçtin o
milleti? Senin başarın mı bu? Değil. Oraya doğdun ulan. Orda denk geldin diye,
böbürleniyorsun. Çok saçma. Hâlbuki benim sistemimde doğum yeri, rengi değil,
düşünceleri aynı olanlar bir arada yaşayacak. Bi kur kafanda, çoğu şeyde
anlaşıyorsun insanlarla, kafan benzer, ortak olan şeyi seçmişsin. Ve kendi
düşüncen olduğu için de istediğin kadar gurur duy. Canla başla savaşırım
lan. Fikirlerine tutunduğum yere, insanlara daha bi bağlanırım.
Bu mantığı çözebilen
gelsin diyorum o yüzden. Çözemeyene de sabırlar diliyorum. Bir gün o siyah
kravatlarınızla kendinizi avizeye asmış olabilirsiniz, zira gidişat baya
sıkıntılı. Psikolog ücretlerinden hesap edebiliriz durumu.
Ayrıca yunan
yeri mitolojik bir mekândır. Zamanında Zeus uğramıştır, Afrodit
soyunmuştur. Belli olmaz Pan* falan oranın ormanında geziyordur belki. Ben
görmek isterim şahsen, gelsin bi çayımızı içsin. Ayrıca sahile yayılırız, uzay
manzarası olur mis gibi. Gece ateşin etrafında, coconatımızı yiyelim, deniz
kabuğundan suyumuzu içelim, balığımızı didileyelim. Pan düdüğünü çalsın,
şarkılar türküler ooh, hayat bu işte, yalansa yalan de.
Eski kasetler meydana
çıksın kesinlikle. Mançoloji, fasıl müzikleri ve 'yabancı karışık' adı altında
etiketlenmiş bütün kasetleri istiyorum. maykıl ceksın, slipknot ve 90'lar da
olmalı, konsept olarak tamtamcılar falan da olsun, yamyam müziği kasarız. Bir
de ibrahim tatlıses'in 'o sole mio' vidyosunu ve 'bir kulunu çok sevdim'li
kasetini getirebilirsiniz. 'nankör kedi'liyi de getirin, söyleriz onları.
Film olarak da Godard ve
Nuri Bilge Ceylan filmleri haricinde her şey olur. Mis gibi ada ortamında mal
etmesin şimdi. Ya da iyi lan tamam hadi, onları da getirin. Hayvan gibi
muhabbet çıkıyor. ‘Uzak’ filmi üzerine geliştirdiğim bi içki oyunu var, onu da
oynarız, çok fena.
Hayal ettim mesela;
böyle sahilde yürüyorum, ayağıma hiç bişey batmıyor, bu kısım çok ilginç, hep
temiz çünkü sahil. Siz kah kah gülüyorsunuz yine müthiş bir gece olmuş, kızlar
ilkokul ödevleri kadar kolay, ve muhabbetimiz kusursuz. Böyle ellerimi cebime
koyuyorum, cebim boş. En güzel kısım işte. Param yok. He biraz bozukluk
olabilir. Onları da köpek balığına atıyorum, hayvana siktir çekme aracı olarak
kullanıyorum. müthiş.
Hem herşeyi bırak, coni
dep’in de adası var. ‘senin yolun yolmuş coni’ deriz. Hatta rica ederiz
açılışımızı yapsın, kırmızı kurdeleyi kessin. Arada bir ziyaretimize gelsin, tavla
atarız. Korsanlık anılarını dinler, ‘hahaha coni, yu ar fantastic’ deriz.
Coni’nin annesi de adadaysa ona hürmeten sigara
böreği, dolma, törkiş dilayt götürürüz. Adamlar sabanan kaç çeşit peynir
koyuyor sofraya, altta kalınmaz. Biz de her akşam ananas, muz yemiycez tabi ki,
birtakım teknolojileri götürüyoruz yanımızda, eziyete gitmedik.
Bu yüzden de, adada
dünyanın en eski 5 mesleğine ihtiyacımız olacak.
Marangozluk, tarımcılık,
balıkçılık, mühendislik, elektrik-elektronik. Özellikle marangozluk çok lazım,
ama 12 tane cücenin becerdiği şeyi hayli hayli öğreniriz gibi zaten.
Ekstra olarak, bir ahçı,
bir şaman, bir dövüş sanatları uzmanı, bir ağdacı ve bir kuantum operatörü
olmalı. Sıkılmayalım yani gelişelim bir yandan, milyonlarca kitap getiricez ama
o da bir yere kadar.
Misal lezzetli yemekler
yiyelim derim ben, yapmayı da öğrenelim.
Ya da marşıl arts*
öğrensek fena mı? Bir kung fu felsefesiyle şamanizmi birleştirince kim bilir
neler olacak.
Ayrıca bilimin dibine
inmiş bir insana soracaklarım var benim. Alsın teleskobunu, uzay maketini
gelsin.
Ağdacı zaten almazsak 2
bilemedin 3 ay içerisinde kimse kalmaz adada, ‘run for your lives’ yaşanır. Siz
kız cinsini son 2000 yıldır biliyorsunuz, git geriye, git bıçağın icadından
önceye bak bakalım, ne görüyorsun. Bir şey göremezsin işte. Anladın mı?
Derinlerde aranırsın, ve bir adaya bir cangıl yeter, emin ol. O yüzden ağdacı
canımız ciğerimizdir. Yangında ilk kurtarılacaktır.
Yılda iki kere falan da
şehre gidilir bakılır, yeni bir teknoloji gelmiş mi? adamızda kurgulamak
isteyeceğimiz bir şey var mı, yeni katılımlar falan sonra kimse kafa şişirmeden
bineriz botumuza döneriz geri.
Ve bir gün adayı terk
edip geri dönmek istersek, hepimiz birbirimizden ilgi alanımıza göre hayvan
gibi eğitim almış olucaz; dalmayı öğreniriz, muhabbetlerde yeni teoriler
üretiriz, yemek yapmayı, dövüşmeyi, müzik aletleri çalmayı öğreniriz. Dil bile
öğreniriz lan. Kim kime öğrettiyse kendi eliyle bir de sertifika hazırlayıp
versin. Ülke değil miyim arkadaşım? Al setfikia işte, zaten Türkiye’de kimse
sormaz, rahat olun. Gidin sergileyin işinizi, sanatınızı.
Hem de hepsini süper
eğlenerek kasmadan yapmış olucaz.
Ayrıca 200 kişilik
kenetlenmiş bir grup insan, hayvan gibi çevre işte.
Hapishanede böyle bağ
kuramazsın yemin ederim.
NOT:
Ayrıca adada icat etmek
istediğim bir şey de var.
BURUKA.
Evet. O şarkıdaki alet
işte, ‘hangi kapıyı çalsammm, karşımda burukacıııı’
Tamam, biliyorum kapı
kapı dolaşan bir burukacı yokmuş ortada, öyle bir alette yokmuş, yıllarca
yanlış anlamışım ben. Ama hep Türkçecilerin suçu, kelimeyi çıkarıp koyunca
anlam bozulmadı ben napiyim?
Ki bence şansı var o
aletin. Böyle flüt gibi ya da yaylı gibi karışıklı bir alet, üzgün müzikler
çalıyor, kalpleri buruyor. Ve o yüzden de adı burukacı işte!
Bence malum oldu bu alet
bana, kuantum kapılarından geçerek kulağıma fısıldandı. Hatta belki de sırf bu
aleti yapabilecek adamların peşine düşmek için kurguladım bu ada planını. Her
ayrıntısına kadar hesapladım, gizliden yanlarınıza yanaşıp ada sohbetlerinde
burukayla ilgili bilgiler toplıycam. Ve Bir gece çalıların arasında gizli gizli
icat edicem onu. Gözümden yaşlar süzülerek ilk ezgileri çalmaya başladığım ve
yanlış anladığım o buraka’dan ilk sesi çıkardığımda, artık ben yanlış anlamış
olmıycam. Haha.
Dünya eksik olmuş
olacak. Her şeyi mümkün kılarak, utandırıcam onu.
Ve geleceği değil,
geçmişi değiştiren ilk icadı gerçekleştirmiş olucam. marty mc fly* gibi geçmişi
kurcaladığım için evren değişecek, olasılıklar birbirine girecek, durduğum
yerden tüm gezegeni bir karadeliğe de sürükleyebilirim, bilmiyoruz.
Ama yanlış kişiye
bulaştın dünya ve yanlış kişiyi sınadın evrensel bilgi.
İn your face, tüm
kozmoz
İn your face.
-bilinmeyen kelimeler-
Marşıl arts: dövüş
sanatları
Pan: kırların keçi
ayaklı tanrısı. Flüdüyle inanılmaz melodiler çalan, hayvani güdülerin tanrısı.
Cangıl: orman
marty mc fly: ‘geleceğe
dönüş’ filminde, geleceğe dönen kişi.
in your face: al sana!
(suratına vururum anlamında)
18 Nisan 2012 Çarşamba
230.üyeye Jagermeister!
Kutlama amaçlı ben bi bira açtım, o kadar.
Ortam piçliği, popülerite manyaklığı, kıvanç tatlıtuğ klonluğu vadettiğim bu çogzel ortamda biriktikçe biriktik.
Artık kendi kendimi takip etme günleri bitti, efkarlanıp içmeler son buldu.
Kafanıza hayali konfetiler yağdırırken gurur duyuyorum sizle.Şaka maka seviyorum lan işte hepinizi.
Hem de geçen rüyamda 1000 kişi olmuşuz onu gördüm.
Böyle herkes bizde toplanmış, partiler, balonlar, konfetiler falan cümbüş var. nası içiyoruz ama pühüüü sünger gibi. 'yarasın aslanlağrımğa benim' diyorum bağarıyorum. sonra içeri odadan jackie chan geliyor, 'what da fak is goin on' falan diyor, yamuk yumuk ingilizcesi. bi de içmiş küp gibi, vurmuş tabi ufacık adama, küfelik olmuş. 'gel abim diyorum, şu tarafa geç otur, sana bir midye dolma açayım' diyorum. '500lük mü 750lik mi' diye soruyorum. yok yok diye eliyle işaret yapıyor, istemiyor. 'abim diyorum, sen dövüşçü adamsın, deniz mahsülü bu, can verir' diyorum. 'at 3, 5 tane mideni tutsun' falan. 'i dont want trabıl' diyor. ben de 'olur mu abicim, al istersen tepsiyi ye, senden saklımız mı var' falan diyorum, koyuyorum tepsiyi kucağına. neyse sonra mutfağa gidiyorum falan, ev mahşer yeri zaten, bi yandan duvarlara bloğum yansımış. bir anda tak! 1001 oluyor üye sayısı. Bir coşku seli, bir mutluluk, çığlıklar içinde yakınımdakiler beni havaya kaldırıyorlar, 'lağn noluyor' diyecekken eller üzerinde salona geliyorum. Tam bir rock star havası falan fişman, küüt vuruyorum kafamı avizeye.
öyle uyandım işte.
ya.
çok acayip dimi.
1000 kişi olalım istiyorum ben.
parti yapıcam.
hatta 1000.'ye jackie chan'i veriyorum.
beleş.
Kapatmadan; 230. şanslı üye olan Mononoke'ye (nam'ı diğer hallucinations'a) sevgilerimi gönderiyorum. Kendisini sözlükten de bilirim. süper.
Yalnız bloğunda gezerken mouse'un ucunda bi yıldızlar çıkıyor, her yere takip ediyor falan, paranoyak eder öyle şeyler beni.
habire ona kitleniyorum, sayfada fır fır dönüyorum.
dün ayık kafayla bi daha baktım, varlar gerçekten.
döndüm durdum yine.
10 Nisan 2012 Salı
Aç gözünü bilim! Ay dünyaya düşebilir!
‘Düşmez, raadolun’ diyor bilim âlemi. Kozmik enerjiler,
çekim yasaları, etki tepkilerle kanıtlıymış bu durum. Ama tam ikna olmadım ben.
E çünkü insan mahlûku dünyanın sistemleriyle oynayıp oynayıp, o mükemmelimsi
işleyişe çomak sokabiliyor sürekli. Kendini bilmez takılıyoruz biz çünkü. Öyle
seviyoruz. İcatlarımız mucitlerimiz sağ olsunlar, oturduğumuz yerden ozon
tabakasını deldik. Yapmadık mı? Yaptık.
İnançlar konusunda bile böyle şuursuzduk hatta; bir gök
tanrı dedik, bir güneş tanrı dedik. Ekmek, su, yün çorap tanrısı, bir yere
varamadık. Bir ara hepsini bağrımıza basar gibi olduk, hepsi kendi işiyle
ilgileniyordu, uzmanlaşma vardı, bir işimiz oldu mu ilgilisine başvuruyorduk
falan. Tam bu sistem biraz daha hümanist, doğadan bir tavır takınmışken; Bir
anda biri çıktı bu sefer; ‘ben tek tanrıyım, bi ben varım, diğerlerini boşver
kanka gel sana bana bak’ dedi. Ve direk sattık o kadar tanrıyı. Hepsini birden
hem de, hiç düşünmeden baya satışı koyduk güneş tanrısına, afrodite falan.
Düşününce mitoloji çok ilginç bir alan, kafamıza göre var
yok diyoruz, kabul götürür bir hukuku var, değişik. Hâlbuki bas hepsini
bağrına, hepsini sev dimi? Kırma yani kimseyi. Ama işte o satışı koyduğumuz gün
lanetlendik bence. Ben haklı çıkarsam çok net yapıştırırım cevabı, ben demiştim
derim. Yeminle ben zeus’unu, dionisos’unu ayrı ayrı sevdim, gücünü doğasından
alan tanrıya sempati duydum hep derim. Haklı çıkmazsam, Zeus falan
cehennemde olabilir tabi, ama sıkıntı yok çünkü Einstein, Michael Jackson,
Ghandi, ve tabi ki John Lennon, hatta Elvis Presley falan da orda olacaktır.
Yani ne kadar karizmatik, zeki, süper ilginç adam varsa çok muhtemel
karşılaşacağız. E biz de napalım Einstein’la teori kasar, Michael Jackson’la
moonwalk yaparız. Ben organize ederim herşeyi.
Machievelli’ye biraz hak veriyoruz demek ki bu noktada,
kendisi ‘insan çıkarı olursa satar, pis bir mahlûktur’ derken haklıydı belki
de. Doğasını, tanrısını satan bugün gelir seni beni satar, satmıyor mu?
Satıyor. Al, hepsi tarihte gizli işte. Doğa ana falan da utanıyordur bizden
kesin. Gerçi biz yok olursak doğa 50 yılda kendini eski haline
getirebiliyormuş, onu öğrendim de ferahladım. Çok sallamıyordur o yüzden, geniş
takılıyordur. Biz de tüm enayiliğimizle ozonu yırtalım, buzulu falan eritelim.
Yarın öbür gün ay’ı düşürmeyeceğimiz ne malum. Ve düşse mesela nerelere düşer?
Lokasyonlar belirlensin, önlemler alınsın.Düşerse nükliycez mi direk, napıcaz?
Kimse de merak edip araştırmamış. Bilim düşmez dedi tamam
da, bilim de oturmasın, yeni sorular sorulsun. Bak yine benle irtibata geçmen
gerekiyor sevgili bilim. Ama ne bir telefon, ne bir faks, ne bişey. Geçen
okudum dünyanın fizik kuralları değişiyormuş, yani yer çekimi, o bu. Sabit
değilmiş hiçbiri. E yarın bir bakarsın sayko bir kozmetik ürün çıkar, mc
donalds köftesini labarotuarda yaratır, petrol çıkartırken dünyanın sismiğiyle
oynanır falan, ‘yukarda duruyor, ay aşkım ne şirin’ falan dediğin gök cismi,
küt der iner aşağı valla. Az önce baktım, Ay’ın çapı 3460km imiş. Dünyanın 4te
biri kadar. 200 ülke olsa, nerden baksan 50-60 ülkeyi ilgilendirir yani. Ayrıca
4buçuk milyar yıllık yaşlı bir küre bu, ve tüy gibi de hafifmiş dünyaya göre.
İki seyirir olduğu yerde, çıt eder kopar yörüngeden. Uzaya uçsa gitse yine iyi,
oturur valla üstümüze. Sonra yok yenidünya düzeniymiş, illüminatiymiş falan
toptan yalan oluruz bak. Hatta büyüklüğü ve ağırlığı falan öylesi bir etki
yaratabilir ki dünyaya güm diye vurduğu gibi, direk yarabilir ikiye. Yumurta
sarısı gibi güzelim magma akar gider valla.
Bir de düşün o kocamanlığı, hayal et bi.
Ben yapamıyorum bazen.
Mesela güneşten daha büyük bir şey yok gibi sanki.
Hayır biliyorum da, kozmozda saçma sapan, ayı gibi gezegenler var ama düşünmeye çalışınca beynim sıkıntıya giriyor. Almıyor kafam. Hele ki ölçeği böyle hızlıca yukarı çekerken börtü böcek falan geliyor aklıma, sistem hepten kitleniyor. Kapayıp açmak zorunda kalıyorum, yalan değil.
Ben yapamıyorum bazen.
Mesela güneşten daha büyük bir şey yok gibi sanki.
Hayır biliyorum da, kozmozda saçma sapan, ayı gibi gezegenler var ama düşünmeye çalışınca beynim sıkıntıya giriyor. Almıyor kafam. Hele ki ölçeği böyle hızlıca yukarı çekerken börtü böcek falan geliyor aklıma, sistem hepten kitleniyor. Kapayıp açmak zorunda kalıyorum, yalan değil.
Herhalde o ilkokul uzay maketleri yüzünden oldu bu. Bir de
küçük prens yüzünden olmuş olabilir. Velet duruyor gezenin üstünde, tek kişi
ancak sığıyor falan. Onun sayesinde bir gezegene gidildiğini düşününce,
herkesin gözüne 10 dk da turlanıp bitecek gibi, kenarında durursan uzaya düşme
ihtimalin olan yuvarlak krater geliyor. Ben buna psikolojide ‘küçük prens
etkisi’ diyorum. Bozulduk küçük prens. Gezegenleri anlayamadık hiç. Senin
yüzünden uzay bi garip.
Bir de aya yerleşicez falan diyorlar, yolculuklar yapılsın,
şehirler kurulsun falan.
Zaten bu aralar Ay hayvan gibi büyük, hiç denk geldiniz mi? Garip işte, bir parlak, bir yakın falan.
Aya yerleşilmeye kalkılırsa, ben gitmem valla. O iş sakat, çok ciddiyim yani.
Bir gider bakarım, şöyle yere bi vururum ayağımla pat pat, bir eğilir sesini dinlerim.
Sonra da ‘Ay düşeceeğğğk’ diye bağırır, kaçarım ordan.
Zaten bu aralar Ay hayvan gibi büyük, hiç denk geldiniz mi? Garip işte, bir parlak, bir yakın falan.
Aya yerleşilmeye kalkılırsa, ben gitmem valla. O iş sakat, çok ciddiyim yani.
Bir gider bakarım, şöyle yere bi vururum ayağımla pat pat, bir eğilir sesini dinlerim.
Sonra da ‘Ay düşeceeğğğk’ diye bağırır, kaçarım ordan.
Kimse de tutamaz beni. Koşarken kenardan uzaya düşersem, o
küçük prense de selamımı yollayıverin. Canına sıçtığımın oğlanı deyin benim
için. Beni de kara deliğin birinden alırsınız artık. Kenarına tutunur, ordan
bakarım. Yalnız aman deyim çok bekletmeyin, kara delikten mayalı falan çıkar,
bişey der, dil bilmem kem küm ederim, ayıp olur.
Uzayda yer çekimi falan da yok, gerilirim ben.
Etiketler:
ay,
bilim,
ceylan eren,
dünya,
sor beni ustana,
uzay
30 Mart 2012 Cuma
Gözümle gördüm;Türdeşlik
Yine bir gün benim eski mahallede sigara içe içe dolaşıyorum, yürüyorum, hava da güzel falan. Bi yerde evlerin arasından süper deniz manzarası göründü, burda biraz durayım dedim. İlerde de manzarayı bütünleyen bir çam ağacı eşşek gibi, mübarek trt'de bob ross amcamızın kenara kondurduklarından, cuk oturmuş kadraja. Öyle izlerken bi anda gak guk bi ses, bi baktım ağaçta 2 tane karga yanlarında da böyle ayı gibi papağan. Bariz bir yerden kaçmış ama o, kafesini falan kemirip doğaya koşmuş, şehrin karmaşasına bulanmış rengarenk kocaman papağanın biri. Anka kuşu mübarek. Öyle, biri bi dalda, öbürü diğerinde gak guk konuştular. Gözümün önünde resmen anlaşıp bi karar verip, üçü birden uçarak uzaklaştılar.
Eminim, adım gibi eminim ki konuşma şunun gibi birşeydi.
- Kankalar destur var mı? ben kafesimden kaçtım, evime yurduma dönücem, bi yol gösterin hele
+ Kardeş sen burda yenisin galiba, böle şıkır şıkır geziyon da, burası harlem, burda ekmeğinin peşine koşucan. gel sen bizle takıl, biz seni sevdik, sana sokağın kurallarını öğretiriz.. önce seni reisle tanıştıralım da bi helallik al. zaten şu karı da kenardan bizi kesiyo, çok ortalıkta dolanmayalım, had.
Dediler ve oracıkta kanka olup, birlikte maceralara koştular. Ben de vay anasını dedim, sonra baktım sokaktan arabalı manav geçiyor. Yanaştım, abi nar var mı? dedim. Varmış. Kafasını kesip verdi saolsun. Didileye didileye onu yedim, yarısını da çayıra çimene yemledim. Yenir organik organik, börtü böcek aç geziyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


