2 Şubat 2010 Salı

Yaptığımı yapmayın!


Sıcak bir pazar günüydü ve programlar klasörüne tıklamamla başladı her şey.  Bir tık daha sonra oradaydı, parıldayarak, şeytani bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
 'SOLİTAİRE'
Oynamak zorundaydım, o siyah kartların altına gelecek olan kırmızı kartları, hele hele bir de sırasıyla dizmek zorundaydım evet.
Bir an için iradem ortaya çıktı 'hayır’ dedi ‘yapma, kapılacaksın, parmağın felç geçirecek, beynin ziyan olacak!'
Gözlerimi kısarak kafamı çevirdim, parmaklarım titriyordu. Sonra durdum o sıkıldığım tüm anları, geçmeyen saatleri düşündüm. Bunun karşılığında ruhumu ‘soliter’ e satacaktım!
 İradem hala umutluydu benden 'hadi' dedi 'kapat'. Her şey beynimde dönüyordu kafamı kaldırdım ve irademe dönerek şöyle dedim ‘skerler lan, yetti mind gamelerinizlen uğraştığım. oynuyorum işte,  bas git !'

Oynadım, buldum, dizdim. Bana hamle sayısı bitti dedi. Oyun tıkandı dedi. Daha gidemezsin dedi! Dedim ‘bir daha dağıt’,‘doldur hancı’ dedim! Dağıttı, bir daha, bir daha ve bir daha! Artık onun ellerindeydim o dağıtıyor bense oyunu kilitliyordum.
Her seferinde kendime 'Tamam bir el sonra kapatıyorum' dedim, hangimiz demedik ki! 
Bir anda odanın dışından, sanki çok uzaklardan bir ses geldi. Bu onun sesiydi. Normalde bana seslendiğinde pek sallamadığım, gel dediğinde gitmediğim ses, kardeşimin sesi.
Şöyle bağırıyordu ' ablaaa, gel patates köfte yapıyorum, yiyeliiiiiim!'
İşte bu cümle, o kelimeler beni gaflet uykusundan uyandırdı, ardından o koku, güzelim patates ve köftenin kokusu ise bir tokat gibi suratıma indi.
Adeta ayılmıştım!
Fakat kuantum hala benden yana değildi, çünkü birbirlerinden ayrı duran bir siyah 9 ve bir kırmızı 8 gözümün içine içine bakıyordu.
Tam içine geri çekilmek üzereyken kardeşim sözleriyle ‘Soliter’e esas darbeyi vurdu;
 'ablağ, hadi gel sofrayı da kurdum!'

Artık orada duramazdım, köfte ve patates tutkusu ‘Soliter’in çok üzerinde bir şeydi.
Benzeri yoktu. 
Hafif yanmış ama içi de pişmiş, yumuşacık köfteler. 
Kendimden geçerek yemişim.

Bilirsiniz, nerede biri köfte patatese ‘ıyy’ dese,
bir yerlerde bir patates çürür,
bir köfte arkamızdan ağlarmış!



31 Ocak 2010 Pazar

Köpek Kuralları




1- sevdiğim birşey benimdir.
2-ağzımdaki birşey benimdir.
3-senden zorla aldığım birşey benimdir.
4-bir süre önce benim elime geçmiş birşey benimdir.
5-benim olan birşeyin senin olması mümkün değildir.
6-çiğnediğim bişeyin tüm parçacıkları benimdir.
7-bana ait görünen her şey benimdir.
8-ilk ben gördüysem benimdir.
9-oynadığın birşeyi yere koyarsan, otomatikman benimdir.
10-kırılmış birşey senindir.
.
.
.
11- Benim değil ve yenmeyecek bir şeyse, üzerine işerim. (Baron Von plastik)




Çember Yasası








Çember yasasına göre;
eğer birşey doğruysa,
herşey doğrudur.



30 Ocak 2010 Cumartesi

çok sıkılmak önemli

çok sıkılmak önemlidir, çünkü size önceleri saçma gelebilecek şeyleri yaptırır.
dönüm noktası olur. misal blog açmak.
sıkıntı motivasyondur.
çünkü kabul edelim, yazarken kendi kendimize konuşuyoruz ve bu çok da akıllıca değil.
delirdik mi? hayır. 

not: birkaç bilgenin şarkılarında bahsettiği gibi..
'life, you are boring and fucked up' blink182

ilk ne yazılır?

Gezegen halkaları adına;
Bloğumuz halka açılmıştır, dinimiz amin.
Pek çok önemli bilgi içeren teorilerim ile sizleri neşelendirmek amacındayım. 
Bu arada benim türkçem pek bir gariptir.
Birleşmesi gereken de'leri ayırabilirim.
ayrı olan ki'lere sevgi gösterebilirim.
Baştan söyleyim.
Sonra bu nasıl blog, bu nasıl bilmemne, vızdıklamayın!

peki ben kimim?
bunu asla bilemeyeceğiz.

kısaca şöyle; gotik değilim, metalci değilim, rockçı punkçı değilim, popçu değilim, arabesk değilim, emo değilim, tiki değilim, kedi değilim, zürafa değilim, sincap olmak çok istedim kısmet olmadı.
bir yandan tüm bunları ayrı ayrı sevebilirim o belli olmaz.
anlaşıldığı üzere hiç birşey belli değil.
ama çok süperimdir, o net.

bilare gelirim teorilerimden de bahsederiz.
had.