10 Nisan 2012 Salı

Aç gözünü bilim! Ay dünyaya düşebilir!



‘Düşmez, raadolun’ diyor bilim âlemi. Kozmik enerjiler, çekim yasaları, etki tepkilerle kanıtlıymış bu durum. Ama tam ikna olmadım ben. E çünkü insan mahlûku dünyanın sistemleriyle oynayıp oynayıp, o mükemmelimsi işleyişe çomak sokabiliyor sürekli. Kendini bilmez takılıyoruz biz çünkü. Öyle seviyoruz. İcatlarımız mucitlerimiz sağ olsunlar, oturduğumuz yerden ozon tabakasını deldik. Yapmadık mı? Yaptık.
İnançlar konusunda bile böyle şuursuzduk hatta; bir gök tanrı dedik, bir güneş tanrı dedik. Ekmek, su, yün çorap tanrısı, bir yere varamadık. Bir ara hepsini bağrımıza basar gibi olduk, hepsi kendi işiyle ilgileniyordu, uzmanlaşma vardı, bir işimiz oldu mu ilgilisine başvuruyorduk falan. Tam bu sistem biraz daha hümanist, doğadan bir tavır takınmışken; Bir anda biri çıktı bu sefer; ‘ben tek tanrıyım, bi ben varım, diğerlerini boşver kanka gel sana bana bak’ dedi. Ve direk sattık o kadar tanrıyı. Hepsini birden hem de, hiç düşünmeden baya satışı koyduk güneş tanrısına, afrodite falan.

Düşününce mitoloji çok ilginç bir alan, kafamıza göre var yok diyoruz, kabul götürür bir hukuku var, değişik. Hâlbuki bas hepsini bağrına, hepsini sev dimi? Kırma yani kimseyi. Ama işte o satışı koyduğumuz gün lanetlendik bence. Ben haklı çıkarsam çok net yapıştırırım cevabı, ben demiştim derim. Yeminle ben zeus’unu, dionisos’unu ayrı ayrı sevdim, gücünü doğasından alan tanrıya sempati duydum hep derim.  Haklı çıkmazsam, Zeus falan cehennemde olabilir tabi, ama sıkıntı yok çünkü Einstein, Michael Jackson, Ghandi, ve tabi ki John Lennon, hatta Elvis Presley falan da orda olacaktır. Yani ne kadar karizmatik, zeki, süper ilginç adam varsa çok muhtemel karşılaşacağız. E biz de napalım Einstein’la teori kasar, Michael Jackson’la moonwalk yaparız. Ben organize ederim herşeyi.

Machievelli’ye biraz hak veriyoruz demek ki bu noktada, kendisi ‘insan çıkarı olursa satar, pis bir mahlûktur’ derken haklıydı belki de. Doğasını, tanrısını satan bugün gelir seni beni satar, satmıyor mu? Satıyor. Al, hepsi tarihte gizli işte. Doğa ana falan da utanıyordur bizden kesin. Gerçi biz yok olursak doğa 50 yılda kendini eski haline getirebiliyormuş, onu öğrendim de ferahladım. Çok sallamıyordur o yüzden, geniş takılıyordur. Biz de tüm enayiliğimizle ozonu yırtalım, buzulu falan eritelim. Yarın öbür gün ay’ı düşürmeyeceğimiz ne malum. Ve düşse mesela nerelere düşer? Lokasyonlar belirlensin, önlemler alınsın.Düşerse nükliycez mi direk, napıcaz?
Kimse de merak edip araştırmamış. Bilim düşmez dedi tamam da, bilim de oturmasın, yeni sorular sorulsun. Bak yine benle irtibata geçmen gerekiyor sevgili bilim. Ama ne bir telefon, ne bir faks, ne bişey. Geçen okudum dünyanın fizik kuralları değişiyormuş, yani yer çekimi, o bu. Sabit değilmiş hiçbiri. E yarın bir bakarsın sayko bir kozmetik ürün çıkar, mc donalds köftesini labarotuarda yaratır, petrol çıkartırken dünyanın sismiğiyle oynanır falan, ‘yukarda duruyor, ay aşkım ne şirin’ falan dediğin gök cismi, küt der iner aşağı valla. Az önce baktım, Ay’ın çapı 3460km imiş. Dünyanın 4te biri kadar. 200 ülke olsa, nerden baksan 50-60 ülkeyi ilgilendirir yani. Ayrıca 4buçuk milyar yıllık yaşlı bir küre bu, ve tüy gibi de hafifmiş dünyaya göre. İki seyirir olduğu yerde, çıt eder kopar yörüngeden. Uzaya uçsa gitse yine iyi, oturur valla üstümüze. Sonra yok yenidünya düzeniymiş, illüminatiymiş falan toptan yalan oluruz bak. Hatta büyüklüğü ve ağırlığı falan öylesi bir etki yaratabilir ki dünyaya güm diye vurduğu gibi, direk yarabilir ikiye. Yumurta sarısı gibi güzelim magma akar gider valla.

Bir de düşün o kocamanlığı, hayal et bi.
Ben yapamıyorum bazen.
Mesela güneşten daha büyük bir şey yok gibi sanki.
Hayır biliyorum da, kozmozda saçma sapan, ayı gibi gezegenler var ama düşünmeye çalışınca beynim sıkıntıya giriyor. Almıyor kafam. Hele ki ölçeği böyle hızlıca yukarı çekerken börtü böcek falan geliyor aklıma, sistem hepten kitleniyor. Kapayıp açmak zorunda kalıyorum, yalan değil.
Herhalde o ilkokul uzay maketleri yüzünden oldu bu. Bir de küçük prens yüzünden olmuş olabilir. Velet duruyor gezenin üstünde, tek kişi ancak sığıyor falan. Onun sayesinde bir gezegene gidildiğini düşününce, herkesin gözüne 10 dk da turlanıp bitecek gibi, kenarında durursan uzaya düşme ihtimalin olan yuvarlak krater geliyor. Ben buna psikolojide ‘küçük prens etkisi’ diyorum. Bozulduk küçük prens. Gezegenleri anlayamadık hiç. Senin yüzünden uzay bi garip.

Bir de aya yerleşicez falan diyorlar, yolculuklar yapılsın, şehirler kurulsun falan.
 Zaten bu aralar Ay hayvan gibi büyük, hiç denk geldiniz mi? Garip işte, bir parlak, bir yakın falan.
Aya yerleşilmeye kalkılırsa, ben gitmem valla. O iş sakat, çok ciddiyim yani.
Bir gider bakarım, şöyle yere bi vururum ayağımla pat pat, bir eğilir sesini dinlerim.
Sonra da ‘Ay düşeceeğğğk’ diye bağırır, kaçarım ordan.
Kimse de tutamaz beni. Koşarken kenardan uzaya düşersem, o küçük prense de selamımı yollayıverin. Canına sıçtığımın oğlanı deyin benim için. Beni de kara deliğin birinden alırsınız artık. Kenarına tutunur, ordan bakarım. Yalnız aman deyim çok bekletmeyin, kara delikten mayalı falan çıkar, bişey der, dil bilmem kem küm ederim, ayıp olur. 
Uzayda yer çekimi falan da yok, gerilirim ben.





30 Mart 2012 Cuma

Gözümle gördüm;Türdeşlik


Yine bir gün benim eski mahallede sigara içe içe dolaşıyorum, yürüyorum, hava da güzel falan. Bi yerde evlerin arasından süper deniz manzarası göründü, burda biraz durayım dedim. İlerde de manzarayı bütünleyen bir çam ağacı eşşek gibi, mübarek trt'de bob ross amcamızın kenara kondurduklarından, cuk oturmuş kadraja. Öyle izlerken bi anda gak guk bi ses, bi baktım ağaçta 2 tane karga yanlarında da böyle ayı gibi papağan. Bariz bir yerden kaçmış ama o, kafesini falan kemirip doğaya koşmuş, şehrin karmaşasına bulanmış rengarenk kocaman papağanın biri. Anka kuşu mübarek. Öyle, biri bi dalda, öbürü diğerinde gak guk konuştular. Gözümün önünde resmen anlaşıp bi karar verip, üçü birden uçarak uzaklaştılar.
Eminim, adım gibi eminim ki konuşma şunun gibi birşeydi.

- Kankalar destur var mı? ben kafesimden kaçtım, evime yurduma dönücem, bi yol gösterin hele
+ Kardeş sen burda yenisin galiba, böle şıkır şıkır geziyon da, burası harlem, burda ekmeğinin peşine koşucan. gel sen bizle takıl, biz seni sevdik, sana sokağın kurallarını öğretiriz.. önce seni reisle tanıştıralım da bi helallik al. zaten şu karı da kenardan bizi kesiyo, çok ortalıkta dolanmayalım, had.

Dediler ve oracıkta kanka olup, birlikte maceralara koştular. Ben de vay anasını dedim, sonra baktım sokaktan arabalı manav geçiyor. Yanaştım, abi nar var mı? dedim. Varmış. Kafasını kesip verdi saolsun. Didileye didileye onu yedim, yarısını da çayıra çimene yemledim. Yenir organik organik, börtü böcek aç geziyor.



Gözümle gördüm; Vampir

Öss kağıdım çıkmayınca ösym'ye ankaraya gitmek zorunda kaldım. Erkek arkadaşım da geldi. saat sabahın 5'inde kızılay meydanındaydık. bi sigara yapmıştık gelirken, Onu ateşledik, yürüMEYE BAŞLADIK. SOKAKLAR BOŞ TABi sabahın körü.
5 dakka oldu olmadı, kenardan bi adam sokağa girdi. Böyle, lacivert montunun fermuarını sonuna kadar çekmiş, çenesine kadar kapalı, kafasında kasketle gelen, yüzü pek belli olmayan, ince uzun bir adam. 
biz hemen geri döndük, daha kuğl bir şekil aldık, biraz da turist tribine girdik, ters tarafa doğru yürüyoruz. ben de adamı kesiyorum fırsat buldukça. baktım herif yol ortasında durdu. bize baktı, bir anda yolundan döndü arkamızdan gelmeye başladı. biz önde, o arkada falan artık bakamıyoruz da gerildik. TAM TRIP.
karşıya geçtik hemen, kızılayın ordaki parka. 
içerde de minibüslerin yerini sorduk park güvenliğine falan, normal davranıyoruz. 
ben bakındım yok herif. bi rahatladık tabi. görevli, park arkasındaki çıkışı tarif etmişti, oraya doğru yöneldik.
ağaçların arasından yürüyoruz, çalıların orayı bi geçtik ki. dank. adam tam önümüzdeki bankta oturuyor, tam karşımızda, bize dönük, bakıyor dik dik. 
yürüdük geçtik tabi yanından, hemen ilerde simit sarayı mı nedir ondan açılmış, fırın mırın sabah sabah. girdik hemen içeri,alt kata indik, birer çay söyledik. 
bir yandan da konuşuyoruz; ben genç bi herifti diyorum, o yaşlıydı bariz diyo falan, bi yandan da kim lan bu? diyoruz, kuruluyoruz ufaktan. 

3 dk sonra herif geldi içeri, resmen aşağı kata indi, gözüyle bizi aradı, buldu, baktı baktı yukarı çıktı. 'hsktr noluyo lan?' dedik tabi direk. erkek arkadaşım atarlandı 'bu herif dışarda bekliyosa ağzını yüzünü kırarım' kıvamına geldi. çayımızı içtik. kurulu biçimde merdivenlere yöneldik ve biz yukarı çıktığımızda hava aydınlanmış ve herif gitmişti. 
Bu durum görüldüğü üzere tek bir sonucu düşündürüyor. 
karanlıkta dolanıp sabanan yok olmalar, genç mi yaşlı mı belirsizlikler,  çalının arkasından belirmeler falan, aslında herşey besbelli ortadaydı. 
karşımızdaki ankaralı bir vampirdi. 
bizi farkedip gözüne kestirdi ama sonra 'bunlar düzgün çocuklar, bunlardan sıkıntı gelmez' dedi. 
salverdi bizi. 
biz de minübüste full onu düşündük, şimdi minibüse binse altımıza sıçarız falan dedik, para uzattığı elinden büker kırarız, kazık gibi vites koluyla tabi kalbi hedef almak lazım, kaptana kapıyı açtırıp direk kapıcı tekmesi falan kendimizce güldük eğlendik.
inince de ösymye kadar yürüdük. yürürken de bir sigara ateşledik.



24 Mart 2012 Cumartesi

Oyun kafası; Fantasy Role Playing


Ya.
Frp aslında doğru oynandığında bilgisayara da, playstationa da, wow'a da basar.
Baya, kendi kararların var çünkü. Oynatanın da güzel hayal gücü varsa çok çok eğlenceli bi aktivite. Zaten biranı alıp toplaşmışsın, esprilar şakalar.

Gm (game master) bir harita çıkarmışsa zaten daha güzel. Baya orijinal olabiliyor çünkü. Ben bi kere fire ball’u wow’daki ile karşılaştırıp ‘ileri savuruvereyim’ dedim. Bütün kasabayı yok eden bir ateş topu düştü gökten, bütün grup nerdeyse ölüyordu. Bi elmam vardı yiyene charm atıyodum. Hatta oyuna sonradan giren arkadaşa uzatmışım ‘al ye’ diye, direk yedi o da enayi, bütün oyun ben ne istersem onu yapıyordu. Süperdi. Bard’dım zaten,  flütüm vardı. Çala çala kitliyodum milleti, gerçi bi kere de kocaman kayanın altında kaldım mal gibi, (bu arada oyunu bilmese de buraya kadar okuyan çılgın okurlarım için; bu oyun bi daire etrafında oturmuş bi grup gencin, önüne kağıt kalem, bir de dungean’s and dragon’s el kitabı almasıyla, ‘two hand schimittar’ ları çıkardım, böle arkasından kabzayla vurdum, düşerken sırtına taktım böyle’ diye anlatılan bi oyun, herkes bulunulan yeri ve olayı hayal ediyor ve herkesin kafasına göre takılarak oyundaki görevleri tamamladığı, bosslarla dövüştüğü bi hayal ürünü olaylar dizisi çıkıyor ortaya. Hala okuyosanız süpersiniz. ) he ne diyodum, mal gibi kayanın altında kaldım evet, baya flütüm falan kırıldı, bittim resmen. Evlat acısı gibiydi.

Ama benim efsane karakterim olsa mesela bir filim oludu. fil ya. fil kadar müthiş bi hayvan yok, bak; hem neşeli, hem kocaman, hem çok güçlü yakalarsa bitirir. Hem su püskürtüyo; ıslatır yıkar. Hem üstüne biner gezersin, akrobasi yaparsın fıt fıt. Kulağına, burnuna çıkarsın. Gece uyursun üstünde. Kusursuz. Bir de sadık hayvandır, unutmaz seni orda burda, ful hatırındansın. Bundan süper binek mi var? sonra bir de companion lazım oraya buraya gezicek bakıcak, benim ki maymun olurdu mesela. Kapuçin maymunları var ya ondan. Omzumda durucak, bazen yollıycam ‘git bak bakim,fırla ’ dicem, ‘ne var önde, bi kolaçan et’ Bakıp gelicek, ağaçlardan sarkıcak falan. He ayrıca hayvanların dilinden anlıycam mesela. O ilk özelliğim. Bıçak atabilicem, olayım bıçakmış veya ok da olur ama dps her türlü. Bi de element olarak toprakla alakalı bir şeyler isterdim. Yapraklar,sarmaşıklara falan hükmetmek gibi ya da deprem falan olabilir aoe olarak.  Onlarla geziyormuşum işte ormanlarda, aralardaki köylerde şehirlerde durup, quest yapıyormuşum.

Bir de normal hayatta bana bak, takılıyo öyle normal, dümdüz ben. Bu yazıyı sakladığım dosyanın adı ‘yazılar’, bu kadar yani şaka değil. Hiç o kadar cool da değilim. Iphone bir filin yerini tutmuyor bence, ki ıphonum da yok zaten. Bitmişim. Dandik salak bir hayat. he, kendime bayılıyorum o ayrı ama yine de bi kapuçinim olsaydı fenamıydı? Değildi. Bence aramızda toplanıp bana bi kapuçin maymunu alalım, çok pahalı değil 800dolar falan. Hadi ben yarısını koyuyorum hatta. Hem sonra onla gösteri falan yapıcam, bişey öğretemezsem eline muz, çekirdek falan veririz, tip tip takılır, izleriz. Gösteriler beleş, size tabi. biliyorum hepimiz hipnoz olucaz o çıtçıt çekirdek yerken.. 
Alın işte şu maymunu bana, bak süper olucak, valla, söz lan. 
Tamam, adını da siz koyun tamam. 



20 Mart 2012 Salı

Oyun Kafası: World Of Warcraft


Wow oynuyorum. rare bir durum ama böyle. sevgilisiydi, arkadaşıydı derken bulaştık bir kere.

Eskiden online oyunlara ilgisizdim. Oyun bitirmek diye bişey vardı benim için. Hatta ‘oyuna her ay para ödenmez’ laflarıyla oyuna saldırır, gerekirse tam bir çingene gibi bok atardım. Velhasıl '60lvl a kadar deneme olarak alalım beleş, sora bırakırız' yalanlarına kandım. Şuan bu yalanların çobanlığını yapmaktayım. Zevkle.

İlk lvl larda her yere yürüdüğümüz için uyuz olmuştum. Gerçi bir yandan da 'yoldan gidince saldırmıyolar' üzerinden ilk önermemi yaparak, kendimce oyunun buglarını bulmak gibi bir misyon edinmiştim.  Sonra questleri falan sevdim, 3-5 kişilik bosslara girmeye çalışıyordum, gazlanıyordum falan. Mekanlar efsane geliyordu. Bir yandan da karaktere ısınıyorum tabi, meslek falan derken 85 olduk.
85 ve ardından pvp, AH ve ölümsüz keşfim... 'achievements'.
Oyunun en süper şeyi achievementlar bence.
'mount falan verenler tamam da, gerisi fıs' diyebilirsin, ama öyle değil, acayip potansiyelli bir alan.
Bir o, bir de sea turtle denen mount. onda bi olay yok da şirin mirin işte.
Bi de Ah'de fiyatlarla oynayıp milleti kitlemek büyük zevk, ki bunu kendime görev bellemiş durumdayım. yok yanlış olmasın, bizde kimseye yamuk olmaz, ben yolumun peşindeyim de o ah'de büyük cevher var. hem hayvan gibi para kasarsınız ki ben kastım -yöntemini de vericem birazdan- hem de eğer bir sosyolojik, efendime söyleyim psikolojik ve de markıting gözle bakabilirseniz, orda bulduğunuz şeyleri bi güzel gerçek dünyaya uygulayıp, hayvan gibi gerçek para da kasarsınız.
dur.
sabırsızlanma.
hepsi sırayla geliyor.
önce;

'hangi yöntemle hayvani para kastım?'
1) Achievement satıyorum. net.
He daha öyle sayko organizasyona giremedim tabi, kendi başıma yapabileceğim cooking achievementları satıyorum. Hani trade edebileceğim şeyler, 'şu şu yemekleri bulup ye' falan gibi basit olanlar.
ilk 'WTS (second that emotion) ACHIEVEMENT' ile başladım bu işe.
beni garanti reklamındaki, 'su. abiler su var. suu.' diye bağıran minik çocuk olarak düşün.
bu 'second that emotion' 4 adet yemeği yemen gereken bi achi. her biri için recipe gerekiyor, o da dailylerden düşüyor. günler geceler boyu cooking daily çilesi yani.
bu 4lüyü 250g dan vermeye başladım ben.
ama nasıl peynir ekmek gibi satıyorum.
sonra bi baktım ufak ufak, çok pahalı demeler, isteksizlikler, laf yetiştirmeler. Ah'yi bir kontrol ettim; benim 250den sattığım yemekleri, 7g’da 10g’a koymuşlar. Hayır, niye yapıyosun bunu? Niye rızkımla oynuyosun? Ver 100e 150ye sende kazan, ben de kazanayım. Win win win işte allahın cezası.
Çok büyük ayar oldum ben o gün. And içtim. Artık bu Ah'yi de bırakmıyorum, hepsini kovalıyorum, ananızı skicem sizin, yeni planlar bişeyler derken inanılmaz bir sistem kurdum kafamda.
Netlikle söyleyebilirim ki, auction house guru’su olmak üzereyim.
bir yandan işi de geliştirdim, baktm böyle cooking achi başka ne var diye, maden buldum.
 'Cataclysmically Delicious' Achievement.
bu epic achi, tam 50 yemekten oluşuyor. bir kısmı recipeyle yapmalık, bir kısmı vendorlarda satılıyor ama dünyanın bi ucunda her biri. üşenmedim. çünkü üşenenin çocuğu olmadığı gibi, ticareti de boktan olur. ben her bir vendora koştum, her recipe'yi kastım. 50 yemekten 10 ar tan çantama dizdim başladım bağırmaya.
bi aşağı bi yukarı derken server'ın isteği ve talebi üzerine fiyat 1k olarak belirlendi.
'wts... wts...' yine manyak gibi satıyorum. ah ye de koyuyorum, kapış kapış gidiyor. hatta sayemde ah de olmayan yemeklere alan açıldı, başkalarına da ekmek kapısı oldu.

Birini bağırıyorum, anlaşınca lag yapmayan bi yere götürüyorum çift kişilik mountumla - hizmette sınır yok - diyorum 'sen bana kendi achini linkle, ben sana 6şar 6şar vericem sen yedikçe zaten görünecek bu linkinde. böyle tıkır tıkır alacaksın achiyi.' fiyatlar ilk trade de yarısı, son trade de diğer yarısı. gayet güvenli. ayrıca alınca alttan 'oley achievement kazandınız' gibi yazı fışkıyor ya, hemen soruyorum diğerlerine de bakmak istermisin falan. o sevinçle karşı da koyamıyor tabi.
bak unutma, müşteri psikolojisini okuyacaksın böyle. kaçırmıycaksın.
böyle böyle ben 6 achievement satan, tekil bir şebekeye dönüştüm.

'WTS (cataclysmically delicious) ACHIEVEMENT'=1k
'WTS (second that emotion) ACHIEVEMENT'=250g
'WTS (drown your sorrows) ACHIEVEMENT'=400g
'WTS (you'll feel right as rain) ACHIEVEMENT'=300g
'WTS (dinner impossible) ACHIEVEMENT'=450g
'WTS (critter gitter) ACHIEVEMENT'=100g

baktım bunlar böyle bağır, bağır kasıyor. ayrıca bir albenisi yok, müşteriyi motive edemiyorum.
ilk trade pazarlama stratejimi uygulayarak;
'wts fast & easy cooking achievements' diye bi macro yazdım. Başladım reklama.

Bak yalanım yok,
sırf bu sayede 210k para yaptım.
yanında portaldır, enchanttır, genel satışlardır falan, onlar devede kulak kaldı tabi.

peki şimdi soracaksın, bunu da ah'den baltalayan olmadı mı?
oldu tabi,  cata delish olamadı tabi o baya kalabalık achi ama, diğer ufaklardan fiyatları çok ucuzlayanlar oldu. ama o noktada da stratejik yürüyorum.
mesela ah'yi kontrol ediyorum,  ucuz fiyattan konan yemekleri direk geçiyorum hiç uğraşmıyorum. ama misal achilerin bazı yemekleri eksik, hiç yok. durma hiç. 150 den koy, 200den koy, bazıları cidden çok uzak yerlerde suyun altında falan, o sapık memleket abbysal depts te olanları mesela 300'den 400'den koyuyorum.   ayrıca öyle elimdekileri döşemiyorum. 300'den birer birer koyuyorum. gözü korkmasın, yani 'bak bu pahalı ama kalmamış gitmiş. ya da koyan çok açmıyor demek ki. bunu aldın aldın, yoksa kalırsın ortada, gerisini tamamladın zaten achide eksik bırakmak da mantıksız, sen al bunu al' mesajı, direk almaya meyil.
yani bir nevi kontrol, hem ben zarar etmiyorum hatta beklemediğim karlar elde edebiliyorum, ve aslında benden full aldığında daha fazla tasarruf etme olanağı sunuyorum müşteriye.

Bir tane mal vardı, okuyorsa görüyodur.
bana sordu cata delish'i, 1k dedim. beğenmedi (ki 50 yemek için çok uygun fiyat olduğunu biliyorum, bunu onaylayanlarda oldu sağolsunlar.) e benden beğenmediği 1k'lık achinin 50 yemeğini de benim ah ye koyduğum 100lük 300lük hallerinden aldı - çünkü çok akıllı ya bi bakıyor o 50den bazıları tabi ucuz, 3'e 5'e, 'vay ibne beni kazıklıycaktı' düşüncesiyle tık tık ne görürse alıyor, isme de bakmamış enayi, arada 200'lüğe rastlayınca 'neyse ya 1k değil sonuçta arada olur' kafasıyla gidip -evet tam bir düz müşterisin sevgili oyuncu- kendi kendini kazıklamış oluyor.
yani bu işin böyle ah'den gelen, insanın yüzünü durduk yere güldüren, cep şişiren şanslı bir tarafı da var.

misal biri de sordu.
yani bunların çoğu vendorlarda var -özellikle cata delish için- hem de daha ucuz niye senden alayım diye.
bak dedim, tabi öyle yapabilirsin çünkü bu bir lüks hizmetidir. bu yemekler için lazım recipeleri kendin toplayıp, gerekli matları balıkları kendin tutup, diyar diyar pool ve vendor kovalayabilirsin. ama sen bu oyuna para ödüyorsun. buradaki zamanını arenalar, bglar, gearlar, raidlerde harcamak istiyor, oyunun eğlenceli kısımlarında takılmak istiyorsun. dailyler, tık tık balık tutmalar, ordan oraya gitmeler eziyet. senin kendi oyununu glyphlerini ayarlayıp doğru kombinasyonlara kasıp elini hızlandırıp afedersin milleti skip atman gerekiyor. sen efsane olmaya koşarken ben de bunları senin yerine yapan, sana direk trade üzerinden max 5 dk içerisinde hem anlık sevinçler satıyorum -çünkü kabul edelim, achievement gelmesi süper bişey- hem de sana zamandan kazandırarak oyun zevkini maksimum fayda düzeyine çıkarıyorum. ve bunun için de gayet makul ücretlerden bahsediyorum.
ayrıca kapının önüne geliyorum,
hediye portal servisim var istediğin yere yolluyorum,
lagsız alana özel mountla götürüyorum,
beni kalabalıkta bul diye üstüme ışık sıkıyorum,
özel kıyafetim var, siyah pantelon beyaz gömlek papyon, tertipli ve de şıkım,
güler yüz bende,
kalite bende,
chef's hat kastım aldım, çoklu yemekler saniyeler içerisinde yapılıyor, hız da bende,
beklerken altına 'mushroom chair' koyuyorum, rahatlık konfor da bende.

lüksün sınırlarını roleplay'de bile zorlamışım.
bak hem sektörü kurdum,
hem yatırımlarımı yapıyorum,
müşteri sadakati bile kurdum zamanla lan.
valla tanıyolar sokakta, kaç kişi yeni achievement var mı diye sordu. arkadaşını yönlendiren var.
hatta bi gün ormanda geziyorum;
bildiğin alakasız low level bir yer zaten, yani kuş uçmaz kervan geçmez, belli.
ilerden yine low level bir tip geliyor, beni görünce durdu bir an.
'you re him' dedi.
'you 'r the cooking achievement guy'
'what r the odds?'
dedi selamlaştık ben ona 'koçum al benden sana minik bir achi dedim, hediye verdim. kim derlerse 'achievement seller of azeroth' de, beni böyle bilin dedim, selametle yolladım.

hayranlarım var işte belli ki.
bir marka olmak üzereyim.
resmen piyasadaki açığı gördüm, doğru taktikler ve içgörüleri kullanarak atak yaptım ve kazandım.
bu bir başarı hikayesidir, yalan değil.
bu imparatorluk pandaria ile daha da büyüyecek.
blizzarda yazıcam zaten, adıma şehirler kurulsun, bana sahip çıkılsın.

Aslında ekibi büyütebilsem, cooking'in üzerine misal dungeon'dır, raid'dir, o tarz achilere de girmek istiyorum ama onlar tek başına kasar. şuan şirketten fabrika'ya yükseldik, holdinge daha var. ama diğer sahalara falan açığım yani, fikir kovalıyorum hala.

ayrıca yemek satıyoruz madem; bi yemek markası, bir yemek sepeti bana sponsor olsa efsane olmaz mı?
olur bence.
Durduk yere gerçek para, mis


2) wow'u gerçek hayatta nasıl kullanırız?
şimdi bura online bir dünya.
kurallar seni sınırlıyor ama davranışlarında gayet özgürsün.
o AH'nin piyasası da tamamen kendi kendine oluşuyor, insanların kararları acayip etkili.
e o zaman bu sanal dünyayı, bu düzeni anlıycaksın, çalışıcaksın.
o davranış modelinin altında ne var? o kararlar hangi motivasyonlarla veriliyor?
mühim olan neyken ne?
gördün yukarıdaki içgörüleri, psikolojileri.
böyle böyle sen de gözlemleyeceksin, insan lan bu diyceksin bi düşünüceksin.
sonuç?
o kararlara benzer karar mekanizması normal hayatta da işliyor.
denk getirmeye çalışıcaksın. o dinamiklerle bu dinamikler nasıl benziyor, önemli olan şeylerin sıralaması nedir? insanlar neyi neden satın almaya motive oluyor derken.
ufak ufak kusursuz stratejiyi buluruz.
hatta bu modellenebilir bana göre.
wow'u bir case gibi düşünüyorum ben.O kadar focus gruptur, yok anketlerle 100 kişiye sormalardır. bırakın bu işleri. bak karıncalar fanusta kendi dünyalarını kuruyorlar, gözlemle onları. anla ve uygula.
istediğin sektöre, kafana göre.
modelini de çıkarıcam size, çok yakınım hissediyorum.
ve manşet;
'wow'u kobay olarak kullandım'

of süper olucak.
düşündükçe elim ayağım titriyo valla.


'i am the achi seller of azeroth'
'for the horde'




online edit:
sea turtle geldi ^^ müthiş bir şey.

online edit:
ya bişey diycem, horde olarak %80’de yeniliyoruz lan bariz.
Horde işte, kötüler yani, normal hayatta nasıl bi insan horde seçer ki?
bak bu da bir psikoloji mesela, buna da bakılmalı.
Hep böyle ya geniş, böyle bi boku takmayan, dersleri falan da genelde boktan, hatta kimisi gerekirse her türlü ibneliğin peşinden koşan adam.
Buyuz işte biz. Böylesi bir grupta dirlik düzen, grup çalışması olabilir mi? nadir.
E grup oyunu oldu mu birleşmiyor işte herifler, kimse pas vermiyor, habire bireysel. Bi oyun çıkmıyor ortaya. Mal gibi ya gider ortada takılır, ya tek tek gider kesilir, adamı kuzulamaz, spellsteal’a dokunmaz.
Ally öyle mi? Neyse onlara her boku düzgün yaptıkları için ayar oluyorum zaten, daha kötü onların. O yüzden ben ve benim gibi düzgün oyun oynayalım ama zibidiliğimizi de yapalım insanları hordedayız. Ve kaybediyoruz, ve uyuz oluyoruz ama bi grup insan var ki onları çok seviyorum.
çok uyuz olmadıysak, direk bizi ayar etmediyse noobs bilmemne diye kenardan konuşmuyoruz.
Hayır, biliyorum, bu sadece bir oyun değil, her ay para ödediğimiz bir sorumluluk ama,
oyununu oynamakla, ergen olmak arasında da kapkalın bir çizgi var.