27 Ağustos 2010 Cuma

Diğer boyutlarda ben


Geçenlerde öğrendim ki, bir teori insanların yapmadığı her seçimin uzantılarının başka boyutlarda yaşandığını ve mesela farklı farklı hayatlar yaşayan benlerin diğer boyutlarda takıldığını söylüyormuş. Eğer öyleyse muhtemelen diğer boyutlardaki benler disneylandı görmüş, Prag'da absinth içmiş, las vegasta parasını 3e 5e katlamış ve de beyaz kumsallarda güneşlenmiş denize falan girmişlerdir ve hatta da okyanuslarda yunuslarla dalışlar gerçekleştirmiştir. ve bu boyutlardan birinde eğer zaman makinası bulunduysa, o ben de dinazorlardan kaçmış, İngiltere asilzadeleriyle kabarık elbiseler ve göğüs dekolteleri arasında çay hüpürdetmiş, Romayı Romayken görmüş ve sokratesciğimle sohbet muhabbet gününü gün etmiştir. Hiç sıkılmıyolardır ibneler.

Bir de bu boyutta takılan ben e bakalım; okulunu bitirdi, geziyor tozuyor fakat öyle über ilginç bişey yok. para da yok zaten. o kadar sinir oluyorum ki en dandik boyuta ben düşmüşüm demek ki. başka benler gününü gün etsin ben burda sıkılayım aksiyonsuz hayat yaşıyayım. ulan en azından bi zombi salgını olsaydı ya da hadi onu da geç şu jackie chan ayağıma kadar istanbula geldi, onu da göremeden bi naber diyemeden gitti. bak hepsi üst üste aklıma geldiler şimdi iyice darlandım.

Bu dediğim şeylerin çoğu için kaç para gerekir diye hesaplamaya giriştim geçen gün, yok dedim biriktir biriktir nereye kadar, olacak iş değil. bir de bu boyutta işler çok yavaş ilerliyor, yani burdan diğer boyutlara atlama teknolojisine de ben yetişemem, bu da bir gerçek. demek ki hem burda sıkışıp kalmışım hem de ben olacak diğerleri bana bilim yoluyla selam yolluyolar. En azından keşke haberini almasaydım şu diğer boyutların iyice çekilmez oldu buralar.

Son bir ümit olarak bu istediğim şeyleri cennette istemek var. Mesela 'ben hep çok iyi bir kız oldum, şimdi brontosaurusun üstüne binicem öyle dere tepe gezicem.' yada 'şimdi de Da Vincinin yanında bitivereyim bakayım napıyo eciş bücüş, tarihe tanıklık edeyim' işte ben böyle takılmak istiyorum eğleneyim, aksiyon yaşayayım, gizli kapaklı şeylerin peşinden koşayım. bunları bana verebilecek şey cennetse ve cennet yoksa, yada varsa bile böyle yeşilin doğanın içinde şelale başında oturup kitap okunan biyerse gerçekten çok sinir olucam ve ölümden sonraki hayatımı sinir sahibi bir insan olarak geçiricem.

Bir son ümit daha mayalarda, şu maya takvimi 2012 diyor, kıyamet diyor ya kimisi onu kıyamet değil de boyut değişimi olacak şeklinde yorumluyormuş. öyle ise diğer boyuttaki hayatımı en süper şekilde yaşarım vallahi, hatta bilim insanı olur uğraşır didinir mayalara samimi bir teşekkür mektubu yollamaya da çalışırım.Eh birşey de kalmadı 2012ye yetiştim, gençliğimin baharındayım, vallahi ilaç gibi gelir şimdi yeni boyut!!

2 Şubat 2010 Salı

Yaptığımı yapmayın!


Sıcak bir pazar günüydü ve programlar klasörüne tıklamamla başladı her şey.  Bir tık daha sonra oradaydı, parıldayarak, şeytani bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
 'SOLİTAİRE'
Oynamak zorundaydım, o siyah kartların altına gelecek olan kırmızı kartları, hele hele bir de sırasıyla dizmek zorundaydım evet.
Bir an için iradem ortaya çıktı 'hayır’ dedi ‘yapma, kapılacaksın, parmağın felç geçirecek, beynin ziyan olacak!'
Gözlerimi kısarak kafamı çevirdim, parmaklarım titriyordu. Sonra durdum o sıkıldığım tüm anları, geçmeyen saatleri düşündüm. Bunun karşılığında ruhumu ‘soliter’ e satacaktım!
 İradem hala umutluydu benden 'hadi' dedi 'kapat'. Her şey beynimde dönüyordu kafamı kaldırdım ve irademe dönerek şöyle dedim ‘skerler lan, yetti mind gamelerinizlen uğraştığım. oynuyorum işte,  bas git !'

Oynadım, buldum, dizdim. Bana hamle sayısı bitti dedi. Oyun tıkandı dedi. Daha gidemezsin dedi! Dedim ‘bir daha dağıt’,‘doldur hancı’ dedim! Dağıttı, bir daha, bir daha ve bir daha! Artık onun ellerindeydim o dağıtıyor bense oyunu kilitliyordum.
Her seferinde kendime 'Tamam bir el sonra kapatıyorum' dedim, hangimiz demedik ki! 
Bir anda odanın dışından, sanki çok uzaklardan bir ses geldi. Bu onun sesiydi. Normalde bana seslendiğinde pek sallamadığım, gel dediğinde gitmediğim ses, kardeşimin sesi.
Şöyle bağırıyordu ' ablaaa, gel patates köfte yapıyorum, yiyeliiiiiim!'
İşte bu cümle, o kelimeler beni gaflet uykusundan uyandırdı, ardından o koku, güzelim patates ve köftenin kokusu ise bir tokat gibi suratıma indi.
Adeta ayılmıştım!
Fakat kuantum hala benden yana değildi, çünkü birbirlerinden ayrı duran bir siyah 9 ve bir kırmızı 8 gözümün içine içine bakıyordu.
Tam içine geri çekilmek üzereyken kardeşim sözleriyle ‘Soliter’e esas darbeyi vurdu;
 'ablağ, hadi gel sofrayı da kurdum!'

Artık orada duramazdım, köfte ve patates tutkusu ‘Soliter’in çok üzerinde bir şeydi.
Benzeri yoktu. 
Hafif yanmış ama içi de pişmiş, yumuşacık köfteler. 
Kendimden geçerek yemişim.

Bilirsiniz, nerede biri köfte patatese ‘ıyy’ dese,
bir yerlerde bir patates çürür,
bir köfte arkamızdan ağlarmış!



31 Ocak 2010 Pazar

Köpek Kuralları




1- sevdiğim birşey benimdir.
2-ağzımdaki birşey benimdir.
3-senden zorla aldığım birşey benimdir.
4-bir süre önce benim elime geçmiş birşey benimdir.
5-benim olan birşeyin senin olması mümkün değildir.
6-çiğnediğim bişeyin tüm parçacıkları benimdir.
7-bana ait görünen her şey benimdir.
8-ilk ben gördüysem benimdir.
9-oynadığın birşeyi yere koyarsan, otomatikman benimdir.
10-kırılmış birşey senindir.
.
.
.
11- Benim değil ve yenmeyecek bir şeyse, üzerine işerim. (Baron Von plastik)




Çember Yasası








Çember yasasına göre;
eğer birşey doğruysa,
herşey doğrudur.



30 Ocak 2010 Cumartesi

çok sıkılmak önemli

çok sıkılmak önemlidir, çünkü size önceleri saçma gelebilecek şeyleri yaptırır.
dönüm noktası olur. misal blog açmak.
sıkıntı motivasyondur.
çünkü kabul edelim, yazarken kendi kendimize konuşuyoruz ve bu çok da akıllıca değil.
delirdik mi? hayır. 

not: birkaç bilgenin şarkılarında bahsettiği gibi..
'life, you are boring and fucked up' blink182